Yalı Cinayeti olarak da adlandırılan gerçek bir hayat hikayesi.
Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk iki bölüm bilinç akışı tekniğiyle yazılmış, yöresel ağız da kullanıldığı için epeyce zorlayabiliyor bazen. Son bölümde daha çok monologları okuyoruz. Bir dönem toplum ahlakını bozduğu ve müstehcenlik(?)içerdiği için toplatılmış. Kitabın aynı isimli bir filmi mevcut.
BÖLÜM 1) FAİK İRFAN ELVERİR
Tık. Kalem Kırıldı. Gözünü Kırpmadı. SANKİ KOKUMU DUYUYOR.
Senin o pis kokunu artık ben de duyuyorum İrfan.
İrfan gündelikçi olarak çalışan bir kadının gecekonduda yaşayan oğlu. Mentalitesi küçüklükten kendini ele veriyor. Ailesini hor gören, onu seven arkadaşını deli gibi kıskanıp arkasından kötü konuşan biri. Arkadaşlığını çıkar uğruna sürdürüyor. Kendi evinden daha lüks bir evde yaşadığı için arkadaşını kullanıp sırf o eve girebilmek için yardım ediyormuş gibi davranıyor. Sınıf ayrımını çok net olarak görebiliyoruz. İrfan'ın kötü koktuğu için sürekli dışlanması, babasının ölmesi, karısının başka bir adama aşık olup onunla birlikte olması iğrenç ötesi bir karakter oluşunun zeminini hazırlıyor. Kadınlara obje olarak bakan, patriyarkal düşünce yapısına sahip bir yargıç rolünde. Yargının bağımsız, toplum normlarından ve kişisel duygulardan uzak, tarafsız olması gerekir.
BÖLÜM 2)MELEK'İN YAŞADIKLARI
Susar kadın ünzile...
Bu bölümle ilgili konuşmak hiç kolay değil. Oldukça tetikleyici, ağır dram içeriyor.
Bir kadının yok oluşunu, ezilmişliğini, suskunluk ve acılarını iliklerime kadar hissettim. Küçüklükten başlıyor Melek'in çilesi. Babası öldürülüyor, annesi yeni biriyle evleniyor. Üvey babasının eziyetlerine dayanamayan Melek bir yalıya bakıcı olarak satılıyor. Evet satılıyor. Üvey babası tarafından. Bir cehennemden kurtulduğunu sanan melek asıl cehennemi daha tatmadığından bihaber.