Uzun zamandır bana birşey katmayan kitap okumuyordum. Bu kitapla tekrardan okumuş oldum. Sürekli kendini tekrarlayan cümlelerle dolu. İnanılmaz olumsuz ve negatif hislerin barındığı, depresyon döneminde asla okunmaması gereken bir kitap. Acılar üzerine kurulmuş cümleler, sürekli bir kuyunun dibinde hissettiriyor. Benim tarzım hiç değildi
"Bazıları görür ama bilemez ve bazıları bilir ama göremez."
Yazarın okuduğum 2. Kitabıydı. İlk okuduğum ve büyülendiğim kitap Asa'ydı. Bu kitabını da çok beğendim. Gelelim incelememize:)
Kitapta iki anlatım bulunuyor. Biri günümüzde bir sahafa giren ve Fatih Duman'ın "ENE" kitabını satın alıp okumaya başlayan genç, diğeri Aziz Mahmud Hüdai Hazretlerinin nefsi. Kitabın dili derin fakat yormayan, çok akıcı ve etkileyici bir şekilde yazılmış. Yazar bir kitap okumadan ziyade, insanı ruhu dinlendiren bir sohbet meclisinde ağırlıyor. Bu manevi atmosfer, insanın iç dünyasındaki en büyük ve en derin savaşı, nefs ile olan mücadelesini anlamlandırmasına zemin hazırlıyor.
İnsanın içinde bitmek bilmeyen, sürekli konuşan ve kişiyi durmaksızın kötülüğe, dünyaya, egoya yönlendirmek isteyen o ses, nefs olarak karşımıza çıkıyor. Yazar, bu yıkıcı sesin esiri olmak yerine, onu şifalandırmak ve iyileştirmek için nasıl büyük bir çaba sarf edilmesi gerektiğini adeta ilmek ilmek Aziz Mahmud Hüdai hazretleriyle işliyor. Okuyucuyu kendi ruhunun aynasıyla yüzleştiriyor.
Aziz Mahmud Hüdai (hz), dönemin en yüksek makamlarından birine sahip, adaleti tesis eden, itibar ve kudret sahibi Bursa Kadısıdır. Üftade hazretleriyle tanışınca tüm elde ettiklerini bırakmasını ister. Gönül aşkını bulmak için bırakır Hüdai(hz) . Her şeyden soyutlanıp öyle gelmesi gerekir. Önce ciğer satar, sonra hela temizleyicisi olur. Bursa sokaklarında cübbesiyle adalet dağıtan o kadının, sırtında ciğer küfesiyle esnafın ve bir zamanlar kendisine hürmet eden halkın arasında dolaşması, nefsine indirilen ilk ve en sarsıcı darbedir. Halk delirdiğini düşünür. Nefsi ise hiç durmadan onu vazgeçirmeye çalışır. Ona savaş açar adeta. Hüdai Hazretleri her defasında o savaşı yener. "Sus ey Nefsim" defaatle bu cümle geçer. Her
Bazı kitaplar vardır; bitirdiğinde kapağını kapatamazsın. Bir süre elinde tutarsın, derin bir nefes alırsın ve kalbinde ağır ama gerekli bir sızıyla kalırsın. Çöl Çiçeği benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Waris Dirie’nin hikâyesi, sadece bir yaşam öyküsü değil; sessiz bırakılan, görmezden gelinen, adı konmayan acıların yüksek sesle anlatımıydı.
Waris’in çocukluğu, çölün ortasında geçen bir hayatla başlıyor. Açlık, yoksulluk, korku… Ama asıl kırılma noktası, kadın sünnetiyle birlikte bedenine ve hayatına zorla çizilen sınırlar. Bu kısmı okurken insanın boğazı düğümleniyor. Çünkü bu sadece fiziksel bir acı değil; bir kız çocuğunun, daha ne olduğunu bile anlamadan, “kader” denilerek susturulması.
Kitabın sonlarına doğru Waris’in sesini yükseltmesi, yaşadıklarını anlatmaktan utanmaması, bunu bir mücadeleye dönüştürmesi büyük şeydi. Waris bunu sadece kendisi için değil, adını bile bilmediğimiz milyonlarca kız çocuğu için de konuşuyor.
Ancak kitabı okurken içimde küçük bir eleştiri de oluştu. Waris’in yaşadıkları elbette tartışmasız bir zulmü ortaya koyuyor; fakat çözümün soyunarak özgürlük, Batı merkezli bir kurtuluş ve görünürlük üzerinden sunulması beni düşündürdü ve bu konuyu eleştirdim. Oysa insanın iyileşmesi sadece kaçmakla ya da güçlü görünmekle olmuyor. İnancın, maneviyatın, sabrın ve kader bilincinin böylesi derin yaraları sarma gücü kitapta neredeyse hiç yer bulmuyor. Bu yönüyle anlatı güçlü ama tek kanallı kalıyor.
Tavsiye edilir
İlim yolculuğuna başlamadan önce okunması gereken kitaplardan biri diyebilirim. Yazarımız kitabında; ilme nereden başlayacağını, neler okuyacağını, nasıl bir yöntem izleyeceğini, bu yolculuktaki süreçleri, zaman yönetimini bunun yanında birçok konuya değinmektedir. Kitap, kişisel gelişim ve eğitim felsefesi arasında duran bir eserdir.
Kitapta çok da kendi tecrübelerine yer vermiştir. Gençlerin sevdiği popüler bir yazar olması sebebiyle de kitap çok kez önüme düşmekteydi. Asım'ın Nesli okuma grupları sayesinde kitabı okumak nasip oldu.
Ben genel itibarıyla kitabı beğendim, altını çizdiğim çokça yer oldu. İsmini bilmediğim alimler öğrendim. Okumanın rastgele değil, planlı yürütülmesi gerektiği; belirli vakitlerin öğrenmeye ayrılması gibi öneriler kitapta çokça bulunuyor. Kendimde bir pay aldım:) Çapraz okuma yapmayı bırakmıştım. Yazarın kitaptaki deneyimleri ile tekrardan çapraz okuma yapmaya karar verdim. Zamanı daha çok bereketlendiren ve daha çok şey öğrenmeyi sağlayan bir yöntem.
Birkaç gün içerisinde bitirdiğim bir kitap oldu.
Yazar öğrenmeyi bir tür ruhi yolculuk olarak görür. Öğrenmenin yalnızca akılla değil, kalple ve niyetle de ilişkili olduğunu söyler.
Bu yaklaşım, İslâm düşüncesindeki “ilim” anlayışıyla paraleldir:
Bilgi, ahlaki bir sorumlulukla birleştiğinde anlam kazanır.
Yazarın dili sade, genellikle ben dili kullanarak yazılmış bir kitap, yormuyor okurken, bir solukta bitebilir. Eleştireceğim nokta; yazarın bazı önerileri, herkes için uygulanabilir olmayabilir. Okuyucunun yaşam koşullarına, vakit durumuna, alışkanlıklarına bağlı olarak etkisi değişebilir.
Herkese tavsiye ederim
Yüksek lisans ödevimde kaynak olsun belki bir şeyler katar diye okudum ama bir kitap bu kadar kendini tekrarlayamaz, tekrarlamamalı.
Dönüp dönüp aynı şeyleri yazmışlar. Tavsiye etmiyorum