Darwin’in evrimin itici gücünün, türler arasında bir rekabeti değil aynı türün üyeleri arasındaki rekabeti içeren hayatta kalma mücadelesi olduğunu fark etmesini sağlayan şey şu oldu. Bir aslan, beslendiği avıyla değil o avı yakalama yetisi için diğer aslanlarla rekabet eder; avsa aslanla değil, aslandan kaçabilmek için kendi türünün diğer üyeleriyle rekabet eder. Bir bozayı tarafından kovalanmakta olan iki avcıyla ilgili şu eski fıkranın ardında yatan gerçek budur: İkisi de ayıdan daha hızlı koşamaz ama diğerinden daha hızlı koşan avcı hayatta kalacaktır.
A.Russell Wallace kitabında cennet kuşları hakkında şöyle diyordu; Böylesi zarif canlıların yalnızca bu yabani, elverişsiz bölgelerde yaşayıp albenilerini buralarda sergiliyor olmaları üzücü. Bu durum bize kuşkusuz ki tüm canlıların insan için yaratılmadığını söylüyor olmalı.
Hem Charles Darwin hem de Alfred Russell Wallace, birbirlerinden bağımsız olarak aşağı yukarı aynı zamanda aynı büyük fikre ulaştı:Evrim adlı “Büyük Fikrin” ta kendisi.
Chambers 1844 de bir başlangıcın olduğunu, Dünyanın ve Dünya üzerindeki yaşamın ezelden beri bugün gördüğümüz haliyle var olmadığını söylüyordu. Yıldızlardan insanlığa her şeyin kökenine ve evrimine dair, doruk noktasında insanlığı barındıran spekülatif bir model tarif ediyordu. Bu başka şeylerle birlikte insanların da eşsiz özel bir yaratım olamayacağı ve daha düşük hayvanlardan gelişmiş, evrimleşmiş olduğu anlamına geliyordu.
Williams Lawrence(İngiliz Cerrah): Yaratılış anında tüm hayvanların Adem’in önüne getirilişini ve hemen ardından da geminin içinde toplanışını gösteren temsiller zoolojik olarak imkansızdır.