Agit

Agit
@Agit65
Titan atmosferinin en azından yoğunluk açısından güneş sistemindeki bütün cisimler içerisinde Dünya’ya en benzer atmosfer olduğunu ortaya çıkarttı. Titan sadece Satürn’ün değil, Güneş sisteminin de en büyük uydusudur. Merkür’den daha büyük ve neredeyse Mars kadar. Titan ayrıca atmosfere sahip olduğu anlaşılan ilk uyduydu.
Sayfa 241
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Gezegenimizdeki bitkiler güneş ışığıyla beslenirken hayvanlarda bitkileri yiyerek besleniyorlar. Eğer Dünya üzerindeki tüm organizmalar yeraltında yaşamaya zorlansaydı birikmiş besin kaynakları tükenir tükenmez hayat son bulurdu. Hangi gezegende olursa olsun, yaşamın temel organizması olan bitkiler Güneşi görmek zorundadır. Ama atmosfer olmayan bir gezegende sadece morötesi radyasyon değil, X ışınları, gamma ve Güneş rüzgarıyla taşınan yüklü parçacıklar hiçbir engelle karşılaşmadan yüzeye ulaşacak ve bitkileri yakıp kavuracaktır.
Sayfa 236
Dünya üzerindeki yeşil bitkiler atmosfere dönüşüm atığı olarak oksijen salarlar. İnsan gibi solunum yapan hayvanların çoğu oksijeni soluyup karbondioksit olarak dışarı verir ve bu karbondioksit tekrar bitkilerce emilir. Bitkilerle hayvanlar arasındaki bu zekice ve çok zorlu bir evrimsel süreçten geçmiş denge olmasaydı oksijen ve karbondioksitimiz çabucak tükenirdi. Bu iki sebepten ötürü radyasyondan korunmak ve moleküler değişim için bir atmosfer şart gözüküyor.
Sayfa 236
Biz insanlar oksijenden hoşlansak da birçok organizma için zehirleyici olduğundan oksijen yaşam için pek de tavsiye edilir bir madde sınıfına girmeyebilir. Eğer atmosferimizde, güneş ışığının oksijenden yaptığı ince ozon tabakası olmasaydı Güneş’in morötesi ışınlarıyla çabucak yanardık. Ancak diğer dünyalarda morötesine yakın radyasyondan etkilenmeyen biyolojik moleküllerin var olabileceği pekala düşünülebilir.
Sayfa 235
300 sene önce Anton Van Leeuwenhoek yeni bir dünya keşfetti. İlk mikroskopla su içinde bekletilmiş bir saman çöpünü inceleyip suyun küçük yaratıklarla dolu olduğunu görünce şaşırıp kalmıştı. Bu minik hayvancıklar daha önce hiçbir insan tarafından görülmemişti. Buna rağmen Leeuwenhoek onları canlı olarak tanımlamakta hiç zorlanmamıştı. İki asır sonra Louis Pasteur, Leeuwenhoek’in keşfinden yola çıkarak hastalıkta mikrop teorisini geliştirdi ve büyük oranda modern tıbbın temellerini attı.
Sayfa 233