Ne kadar zavallıyım! Kendimi neden aldattım ki? Tüm bu coşkulu, hedefsiz ve bitmek bilmeyen tutkunun sonunda ne oldu? Ondan başka hiçbir şey dileyemez oldum. Hayal gücüm ondan başka bir şey görmüyor. Onunla ilgili olmayan hiçbir şeyin bir önemi yok. Rüya gibi mutlu anlar sona erip, ondan uzaklaştığımda kendimi gözyaşlarına boğulmuş hâlde buluyorum. Ah Wilhelm, nedir bu kalbimden çektiğim? Onunla birkaç saat geçirdikten sonra, onun görüntüsüne, duruşuna, fikirlerini yüce bir tarzda ifade edişine o kadar kaptırıyorum ki kendimi, zihnim karışıyor, görüşüm bulanıyor, kalbim afallıyor, nefesim bir katilin elinde kalmışçasına hızlanıyor ve kalbim bu acıyı dindirmek için çırpınıyor. Kimi zaman gerçekten var olup olmadığımdan emin olamıyorum.
Nasıl olur da mutluluk kaynağımız aynı zamanda keder çeşmemiz olabilir? Kalbimi sevgiye boğan ve cenneti önüme sererek beni mutlu eden coşkulu duygular, çekilmez bir eziyete dönüştü. Sürekli peşimde ve beni rahat bırakmayan bir şeytan gibi.
Neden tüm kederlerimi kendime saklamıyorum? Neden bana acıman ve beni suçlaman için daha fazla fırsat yaratıyorum? Ama neyse, bu da benim kaderimin bir parçası.