özlem

özlem
@Agustosmevsimi
Çocuklar Vatandır. Vatanına Sahip Çık. Ahmet Minguzzi ve Nice Ahmetler Bizim<3
Her iç dökmesi şiir değildir, aşikar olmasa da olur.
Puan vermedi·48 syf.··
2025 82. kitabı
Türk edebiyatında şathiye geleneğinin bir devamı olarak nitelenen daha çok ressamlığıyla tanıdığımız Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun 30'lu yaşlarda kaleme aldığı eserdir. Kapak fotoğrafında Kübizm etkilerinin yer aldığı görüş, yazarın modern zaman fikriyatınıda beslemektedir. Öyle ki Yaradan'a birer nazire ve dile getiriş olarak mevcut bulunan eser, görseldeki cehennem tasviriyle de umutsuz ve karamsar bir görüşüde yinelemiştir. Bedri Rahmi'nin edebi diliyle harmanlanan estetik anlayışını merak eden okurlar okuyabilir pektabii lakin pek beğenmediğiminde altını çizmek isterim zira az çok belirli bir çizgiye ulaşmış, dünya görüşüne hakim ve bunu taşıyabilen yetenekli bir insanın inancı taşıyan değerleri hafife almasını ve bunu belirli edebi tanımlamalarla ifade etme kaygısını doğru bulmuyorum. Değil midir ki yaratılmış hiçbir can bir diğerinden üstün değildir. Peygamberlerin insanlığa biçilmiş önderliği ve elbet Hz. Muhammed (s.a.v) dışında. Yunus ki Yaradılanı sev, yaradandan ötürü demiştir. Yaratılanı incitmemiş, evveli zahir olan ömüre de hürmet etmiştir. " Bir tek müşkülümüz var halledilmesi 8 karılı peygamberler bile bu sırrı çözemedi" hizliresim.com/k1vhh4y "Elhamdülillah Elhamdülillah Göklerin bittiği yerde başladı Allah" hoşlanılacak türde olmayacak satırlar. ... "Yarab! Benim içimde bu kadar ışık yansa Dünyalar benim olurdu. Senin en karanlık göklerinde salkım salkım yıldızların var Benim içimde insan ayağı değmemiş karanlıklar." böyle kalsaydın çok daha güzeldin Bedri Rahmi. Cemal Süreya'nın çapkınlığına eleştiri olarak karalama defteri olarak görülen sanat anlayışından farklı da göremedim seni zira cüret aynı cüret. İnsan içindeki harabeyi yahut eseri mevcuta yansıttığı tavırlarla da ortaya koyar. Sanatçıyı yarını taşıyan budur. Genç nesillerin
Yaradana MektuplarBedri Rahmi Eyüboğlu · Ötüken Neşriyat · 202528 okunma
Reklam
Puan vermedi·123 syf.··
2024 9. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 08 Şubat 2024 02:55
Geceleri tek tük yanarken ışıklar, kimi evine çekilmiştir, kimi evinin yolunu arar. Kiminin ise ne bir evi, ne de onu evinde karşılayanı olmaz. Birbirine komşu yerlerde birbirine yabancıdır insanlar. Kah bir markette karşılaşılır, kah hiç gözgöze gelinmek istenilmeyen bir sokağın köşesinde. Safi adet yerini bulsun diye geçiştirilen selamlar, yapmacık merhabalar, bende seni düşünüyordum ooo nerelerdeydin, nasılsın sahi denilip belki yıllar önce kapanmış bir yarayı açmalar... Sahi neden anlayışı, acıyı ve pekala mutluluğu hep kendi üzerinde biçmekte mahirdir insan? Gülnaz Eliaçık Yıldız'ın Bir Talanın Sevinci adlı eseride tam olarak bunu sunuyor bizlere esasında. Kendi başına delirmekte ustalaşmış; susmayı reddeden, susmayı zamanla kabullenmiş ve doğrularını bir sonraki dalgada pahalıya ödeyeceğini bilen insanlarında hikayesi... Yer yer birer genç, yer yer çifte kumrular olarak tabir ettiğimiz birbirinde yaş almış, birbirinde demlenmiş ve dinlenmiş büyüklerimizin izinde. Onların yalnızlığından içimize ulaşan bir buruklukla da... Biz ne zaman böyle olduk? Ne zaman böyle olduk da birbirimizi körebe misali kitaplarda arar olduk? İnsanlığı, sevgiyi, güzel olan her ne varsa, o küçücük tebessümleri… Yanımızdaki dairede kapılar çarpılırken, olan biten neydi? Nasıl bu kadar yabancılaştık? Ne zaman oldu bu? Üst komşumuz günler önce vefat etmiş. Çok mu yorgunduk iş dönüşü bir hatırını sormak için? Pişirdiğiniz aşın suyunu bol koyun diyor Peygamber efendimiz. Ümmet olmaktan, insanlığın bilincinden mi vazgeçtik yoksa? Vazgeçilebildi mi sahi? .... Eser 18 hikayeden oluşuyor ve kendi içerisinde isimleriyle, kahramanlarıyla münhasır bu yazılar, o nispette birbirlerinede komşular gibi... Sanki Gülnaz Hanım, bu yitirilmişliğe karşı bir başkaldırış gerçekleştirmek istemiş. Sanki o
Bir Talanın SevinciGülnaz Eliaçık Yıldız · Şule Yayınları · 202347 okunma
~Sağdan Soldan Estarabim~
Puan vermedi·429 syf.··
2024 6. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2024 23:36
“ 1941 yılında İstanbul'da doğmuşum. Piyano öğretmeni bir annenin oğluyum. Müziğe merakım ilk defa … “ tam olarak böyle tanımlıyor Erkin Koray kendini lakin bir farkla, bir eksikle, o eksikliğe de mertçe cevap vererek. Sağdan soldan atıp tutan kalem tutmayı bilmez, öğrenmek mi? Hiç mi hiç istemez tayfaya, “magazin bülteni”ne, o tayfanın ardındaki ağa babalarına ve Esas Oğlana.. Hiç birine de pirim vermez, boyun eğmez, eyvallah hiç demez(!) Küfür mü onu da etmez, belki yalnız kaldığında kendi kendine, Ama o da olsa olsa sağdan soldan estarabim… youtu.be/1d8hQQk6y_g?si=... " O bizi Almanya'daki Rock'culardan sanıyor. Halbuki biz, Türkiye'deki Rakçı'lardanız. Arasında çok fark vardır ... " dediği Almanya'daki kahvaltıda haşlanmış yumurtayı karneye bağlayan ev sahibine, bunun üzerine kaç paraysa verelim kardeşim diyerek memleketin bolluk bereketini hatırlayıp, üzerine de ne olacak bu memleketin halinin derdine düşüp, şikayetle eleştirmekle kalmayıp mevzunun tam üstüne yürüyen ismin karşılığıdır Erkin Koray. Lamicimi yok, işte o kadar, #230904183 Ustanında dediği gibi. Usta diyorum özünde, çünkü, Erkin Korayla bizzat aynı sahneye çıkmış, gerek sayfasında paylaştığı müziklerin kalitesinden, gerekse Babayla aynı havayı solumanın eşsizliğinden olsa gerek Tuco Herrera Aziz Nesin 'in has evladı, tuco kadar olamayız tabii :) O da bizim güzide Anadolumuzun müzisyenlerindendir, bu toprakların esas evlatlarından, insanlarından… Adamlarındandır. Almanya demişken Bernd'e değinmeden olmaz. Ülkenin ahvalini “Eğkin!Türkiye, banka çok, pağa yok” ile özetleyerek de. Havasından mıdır suyundan mıdır bilinmez serde yiğitlik var diyerek “Ne vağ? Ulan" atılımı karşısında Erkin Koray'ı düşüncelere sevk eden ve ayrılma
Müzik
Mezarlık GülleriErkin Koray · Alfa Yayınları · 200654 okunma
Ortada mı kaldı defterler?
Puan vermedi·266 syf.··
2023 29. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 08 Eylül 2023 23:09
Aslında bu notu okuma durumumun altına iliştirecektim lakin benim gibi Süheyl Ünver'in karaladığı her şey dikkatimi çeker diyenler adına ve özellikle Kubbealtı Yayınevine birkaç şey söylemek isterim... Bundan 1,5 yıl kadar önceydi. Twitter'dan yayınevine Süheyl Ünver'in defterleri hakkında bilgi almak için yazdım ki önceside var pektabii, hani sanki İstanbul şu köşe birazdan geliyorum konuşması telefonda. Yok yok yok, defterler eksik, defterler yok. Ara sıra online kitapçılarda bir e-posta bildirimi, sepete atıyorum o an, sepette de yok. :) — Eseri yeniden basacak mısınız? — Neden yeni basımı yok? Kaç paraysa verelim kardeşim, ki o zamanlarda Oliver Twist'i oynuyorum, ona da yok yok.. Derken bir imkan, biraz da inat ve sebat, bolca bir tutamda inanç ile defterlere bir şekilde ulaştım, doğum günümde üstelik, Yedi Numara'dan Recep'in dediği gibi bir hovardalık yaparak en sevdiklerimi kendime ayırdım bunlardan biri de Orta Anadolu Defterleri. O güne kadar kapağını dahi açmadan hani şöyle gözucunda bir okuma, o gün olacak ya illa, yıllarca aramışım, beklemişim, güzel bir başlangıç olsun diye. Pişmanda değilim elbet, Süheyl Ünver'in inceliğini, o mekanda ve zamanda yakaladığı, bakışlarında biriktirdiği çiğ tanelerini göğsüme bastırdım. Sabahın dördü vakit, son 20 sayfa, kapatmadım. Lakin o son sayfaların tadını damağımda kılan bir hatıra değildi yalnız, bir hasret değil; Eseri o denli okumaya çalışmam ve daha iyisi olabilirdi diyerek kırılmamdı. Zira bir köşesinde orijinal Süheyl Ünver yazım görsellerini taşıyan eser diğer sayfada anlam kopukluğuyla bir önceki satırla mı ilgili acaba, alakasıylaydı. Gizli kalması gereken şeyler vardır ve mektupların emanetçisi Süheyl Ünver'in biricik kızı Gülbün Masera içinde bu yapıtlar ve muhakkak gelecek yapıtlar ayrıcalığıyladır ama
Süheyl Ünver
Süheyl Ünver'in Orta Anadolu DefterleriMine Esiner Özen · Kubbealtı Neşriyatı · 20142 okunma
Puan vermedi·203 syf.··
2023 2. kitabı
“Makamlar geçicidir, ben Kodomanlardan Fırıncı Fikret'in oğluyum.“ Gaffar Okkan, halk ile polis arasındaki kırılmaz olarak görülen tabuları kıran, meslektaşlarınında çok sevdiği, halkın ise özellikle ölümünden sonra her poliste onun yadigarını gördüğü ve babama dahi ağlamadım diyen bir Diyarbakırlının, Gaffar Babaya ağladım dediği, unutulmaz güzel adam… Ülkemin dağlarında, bayırlarında, yer yer açmaz denilen, kuş uçmaz kervan geçmez diye ezberletilen, gün olur sessiz bir pınarında yeşeren; bir taşın ki ezgisinde kendini dinleten insanları gibi her değeri ve bazıları var ki Gaffar Okkan gibi, benliğinin, özgünlüğünün, kimliğinin farkında olan. Ve bu farkındalıkla ölümü dahi kendinde yaşam olarak kılan: Unutulmayan… Şoför muavinliğinden Emniyet Amirliğine süregelen bir yolculuktu bu. Ve pekala bu sebepten de halkını bunca iyi tanıması. Bu kadar net bir gözlem yeteneğiyle olması. Öyle ki en büyük hayallerinden birisi olan İstanbul görevi olmazsa şayet, babamın fırınına geçer, yolumu çizerim diyordu ama tanımlayamıyordu muhakkak Gaffar Okkan. O mert yüreği kötülüğün bunca cılız ve onu ki bir kör noktada arkasından vuracak kadar yüreksiz oluşunu. Bir diğer hayalide Uğur Mumcu cinayetini çözmekti. Ömrü yetmedi.. Dönemin o vakit İçişleri Bakanı'nın "Daha çok gençsin, kafana takma istediğin yerler nasılsa bir gün olur.“ diyip onu İstanbul'a değil, Aydın'a göndermek istediğinde ve yerine Gaffar Okkan'ın Hizbullah üzerine özellikle bilgisini yokladığı, bir karakol dahi yönetmemiş, bir üst yetki almamış birini getirildiğini öğrendiğinde… Bu isim ki yine “İstanbul Gaffar Okkan'ı istemiyor” sloganını medya yoluyla ortaya koyanlardan yalnızca biri. Mertçe karşısına çıkmak yerine gizli kapaklı kılıç kuşanmayı yakıştıranlardan… Atilla Aytek'in bu husustaki sözleride
3310 ÖldürüldüEmrah Gürkan · Güncel Yayıncılık · 2001108 okunma
Reklam