Aslında bu notu okuma durumumun altına iliştirecektim lakin benim gibi Süheyl Ünver'in karaladığı her şey dikkatimi çeker diyenler adına ve özellikle Kubbealtı Yayınevine birkaç şey söylemek isterim...
Bundan 1,5 yıl kadar önceydi. Twitter'dan yayınevine Süheyl Ünver'in defterleri hakkında bilgi almak için yazdım ki önceside var pektabii, hani sanki İstanbul şu köşe birazdan geliyorum konuşması telefonda. Yok yok yok, defterler eksik, defterler yok. Ara sıra online kitapçılarda bir e-posta bildirimi, sepete atıyorum o an, sepette de yok. :)
— Eseri yeniden basacak mısınız?
— Neden yeni basımı yok?
Kaç paraysa verelim kardeşim, ki o zamanlarda Oliver Twist'i oynuyorum, ona da yok yok..
Derken bir imkan, biraz da inat ve sebat, bolca bir tutamda inanç ile defterlere bir şekilde ulaştım, doğum günümde üstelik, Yedi Numara'dan Recep'in dediği gibi bir hovardalık yaparak en sevdiklerimi kendime ayırdım bunlardan biri de Orta Anadolu Defterleri. O güne kadar kapağını dahi açmadan hani şöyle gözucunda bir okuma, o gün olacak ya illa, yıllarca aramışım, beklemişim, güzel bir başlangıç olsun diye.
Pişmanda değilim elbet, Süheyl Ünver'in inceliğini, o mekanda ve zamanda yakaladığı, bakışlarında biriktirdiği çiğ tanelerini göğsüme bastırdım. Sabahın dördü vakit, son 20 sayfa, kapatmadım.
Lakin o son sayfaların tadını damağımda kılan bir hatıra değildi yalnız, bir hasret değil; Eseri o denli okumaya çalışmam ve daha iyisi olabilirdi diyerek kırılmamdı. Zira bir köşesinde orijinal Süheyl Ünver yazım görsellerini taşıyan eser diğer sayfada anlam kopukluğuyla bir önceki satırla mı ilgili acaba, alakasıylaydı.
Gizli kalması gereken şeyler vardır ve mektupların emanetçisi Süheyl Ünver'in biricik kızı Gülbün Masera içinde bu yapıtlar ve muhakkak gelecek yapıtlar ayrıcalığıyladır ama