Suret'in, kendi'ni gör'me'si'nin" esası ise, bu suretle düşünülen "tasvir'e" ve "tasvir'e" mahsus "zamir'e", "muhayyile" marifetiyle "hayal" esasında "şekil" tayinidir.
"Suret'in, kendi'ni gör'me'si", bu manada olmak üzere, "suret'in, kendi'ni işit'me'si'nin" kaydına bağlıdır.
"Suret kendi'ni işit'me'den", "kendi'ni gör'e'mez"; bu manada.
"Kendi'ni seyr'et'mek" ile, "nisbet'li bir'li'k (unitas ratio'nalis)" olarak "zaman'a" mahsusen "suret'in, kendi'ni gör'me'si'ni" kastediyoruz.
"Nisbet'li bir'li'k (unitas ratio'nalis)" olarak "zaman'ın" teşkil esası "zihin' dir (mens )" "Zihin (mens)", "nisbet'li bir'li'k (unitas ratio'nalis)" olarak "zaman'ı", bu bakımdan "tahayyül (phantasia)" esasında teşkil eder.
"Suret'in, kendi'ni seyr'et'me'si'nin" esası bu bakımdan "suret'in, kendi'ni gör'me'si'dir", yukarıda belirtilen şekilde, "zihn'in (mens)" ve "hafıza'nın" kaydına bağlı olarak.
Nazariyat (theoria)" itibariyle "şuur", "üç'e dür'ü'l'ü'dür"; "suret'in, kendi'ni işit'me'si" itibariyle "şuur", "suret'in, kendi'ni gör'me'si" itibariyle "şuur" ve "suret'in, kendi'ni seyr'et'me'si" itibariyle "şuur".
Belirtmeden geçmeyelim; bu kitapta anlatılanlar vasıtasıyla da "kar'lı dağ'ı aş'mak" ve "Anadolu Maya'sı' na", yani "Türkistan' dan gel'e'n Kelâm'a" temas etmek imkan dahilinde değildir; "kar'lı dağ", "theo-logia" yoluyla ve "fikriyat (logia)" suretiyle "aş'ı'l' maz"; bu sebeple.
"Kar'lı dağ'ı'', "Anadolu'nun Maya'lı'sı aş'a'r"; ancak bu husus "söz kab'ı'na" girmez.
Nefsin utanması çok mühimdir. “Tövbe” denilen şey nefsin utanması için emrolunmuş ve mezar kapısına kadar tövbe kapısı daima açık olduğu kelâmullah ile haber verilmiştir. Böylelikle nefsini kötüleme. Ona kabahat yükleme. Onu seninle cesedin arasına görünmez sûrette koyana bırak...