AhRomeo

AhRomeo

, bir kitap okudu
10/10
·216 syf.·
2023 2. kitabı
Osman Pamukoğlu
9.5/10 · 72 okunma
Reklam
Erzurum'dan ayrılmadan önce Başbakanlığa ilginç bir telgraf çekti: "On beş gün süren sürekli saldırılar sonucunda yorulmuş olan ordumuzu dinlendirmek ve hem de ileri harekât için hazırlanmakla uğraşılacaktır. Ben de ordunun komutasını Hafız Hakkı Paşa'ya bırakarak İstanbul'a hareket ediyorum. Bununla birlikte, bütün bunların ve hareketimin gizli tutulmasını dilerim." Enver Paşa ve karargâhı Ulukışla'ya üç haftada varabildi. Ulukışla tren istasyonuna geldiklerinde, daha önceden telgrafla çağırdığı amcası Kurmay Yarbay Halil'i istasyonda beklerken buldu. Artık, Sarıkamış harekâtının çok kötü sonuç verdiğini saklayamadı. Amcasına ilk sözü şu oldu: "Kuvveyi külliye mahvoldu!" Bu, Üçüncü Ordu tümüyle yok oldu demekti... Enver Paşa İstanbul'a ulaşır ulaşmaz, olup biteni gizlemek için art arda önlemler almaya başladı. Önce basına sansür koydu. Sarıkamış harekâtına ilişkin her türlü yayını kesinlikle önledi. Ardından, daha etkili olan fısıltı gazetesini önlemek için "Sarıkamış'tan" söz edilmesini yasakladı. Yasaklara uymayanların ağır cezalara çarptırılacağı el altından halka duyuruldu. Yasakların yurtseverce bir gerekçesi de vardı: Casusların ve bozguncuların yalan haberlerle halkın moralini bozmalarını önlemek...
"Toplayabildiğim silahlı, silahsız dağınık erlerle Basköy yakınlarında saldıran Rus bölüklerini durdurmaya çalıştım. Her yandan artan düşman baskısı karşısında birkaç saatten fazla savunma olanağı bulamadım. Geri çekilmek zorunda kaldım." Enver Paşa'nın yüzü öfkeden morardı. Hırsla bağırdı: "Mevzii terk etmiş. Kurşuna dizin!" Enver Paşa'nın bu sert çıkışı kafilede ani bir şok yarattı. Özellikle Alman subayları donup kaldılar. Gerçekte Binbaşı Celal'in yaptığı kendilerinin tutumundan farklı değildi ki... Başta Enver Paşa olmak üzere kendileri de aynı şeyi yapmış, Ruslara tutsak düşmemek için geri çekilmişlerdi. Sağduyu sahibi Alman subayları bu geri çekilmenin bir kaçış olduğunun bilincindeydiler. Alman subayları baskın çıktılar. Göz göre göre suçsuz bir insanın idam edilmesine gönülleri razı olmadı ve Enver Paşa'yı kararından vazgeçirdiler. Ama Enver Paşa bir otorite, ödün vermez bir disiplin adamı olduğunu aklına koymuştu bir kez. Tuttu, bir subay için, hele savaş alanındaki bir subay için ölümden beter bir ceza verdi: Binbaşı Celal'i ordudan kovdu. Ceza hemen uygulandı. Kirli kaputundaki, paçavraya dönmüş üniformasındaki apoletler, rütbe işaretleri söküldü. Başındaki subay kalpağı alındı. Binbaşı Celal şuradan buradan toplayıp komutanlığını üstlendiği erlerin ortasında yapayalnız kalakaldı. Bu soğukta açık başla donacağını düşünen erlerden biri başlığına sardığı yün arkıyı çözdü, onun başına doladı. Binbaşının anlamsız bakışlarında bir minnet parıltısı çaktı ve söndü.
Ruslar karlar üzerinde iyi hedef gösteren erleri tek tek avlıyorlardı. Bir an geldi ki erler yoğun ateş altında iyice bunaldılar; ne ileriye ne de geriye gidebiliyorlardı. Yaşama şansları giderek azalırken, tek umutları karanlığın bir an önce basmasıydı. Yarbay Lange Rusları mevzilerinden söküp atmanın imkânsız olduğunu gördü ve Almanca şu emri verdi: "Ben geriye destek birlikleri göndermeye gidiyorum. Destek gelinceye kadar kimse bir adım geri atmayacaktır!" Emri Türkçeye çeviren subay, atına atlayıp Divnik'e doğru kamçı çalan Yarbay Lange'nin arkasından bakakaldı: Destek birliği göndermeye gidiyormuş. Nerede destek birliği vardı ki ? Bu ateş hattından kaçmak değil de neydi ?
Çok geçmeden, tutsak alınan bir Rus eri getirildi. Er, Türkistan Türklerindendi, Müslüman'dı. Türkçesi zor anlaşılıyor- du. Ama öteki Rus tutsaklarında pek rastlanmayan güler yüzlü, candan tutumuyla, "Sizin Orta Asya'da kalan atalarınızın torunuyum. Aynı kandanız." der gibiydi. Sorulanları içtenlikle yanıtlıyor, yaklaşan tehlikeyi haber veriyordu:
Reklam