Aranmak değil de aramak gerekti sanki. Palette
karıştırarak aradığın renk gibi. Elbette, aslolan ne aranmak ne aramaktı
bu saatten sonra. Şu an tek ihtiyaç arınmaktı: Sitemden,
kırgınlıktan, kızgınlıktan... Arınmak için sustun ve sessizliğini
renklendirdin.
“Toprak aldatıcıdır” dedi elindeki toprağı burnuna götürüp
koklayarak. Sol eliyle dayandığı bastonla az önce çukur açıp aldığı
toprağı yerine bıraktı eğilerek. “Âdem Babamızı ve Havva Anamızı
aldatan şeytanın vesvesesiyle toprağın sunduğu albeniydi” dedi
bembeyaz sakalların içinde oynayan dudakları.
Herkesin boş konuştuğunu düşünüyordun. Sadece boş konuşsalar gene iyiydi; tatsız, yapmacık, üstelik bozuktu da. Boyalı yüzler, ağızlar gibi sözler de boyanıyordu zannınca. Gene boya bakım bir yönüyle iyiydi, bir de bakımsızlar vardı kusmuk gibi...
Suyu övüş serinliği olmalı bu şimdi
Acımayan bir bakışla gülüşüm
Susmayan korkularım var yalan mı söyleyeyim
Elbette akşamı ağırlamak suç bugün
Sözlerim tutuşarak geri geliyor
Ve yüreğim yekinerek geri…
Geri geliyorum boyun bükerek kapına
Ne bileyim, aşk gerilemiyor efendim.