Hayıflanırken ayaklarım yanlız yorgunluğuna
bi âmâ gördüm, düşünceli bakışlarla denizin ufkunda kaybolmuş, ışığın ahengiyle sarhoş,
Ve asası dokundu denizin dinginliğine,
bir musa yanlızlığında
sonra ıslanan asasının ucundan ıslatıp ellerini tuzlu suyun tadına baktı öylece,
bakmanın hakkı ancak böyle verilebilirdi kirlenmişliğimizle var, olmak istediklerimizle bilimum pay ettiğimiz efektli dünyalarımızın aksine devrimci bir eda ile ..
Sonra çaylarr diye seslenen işportocunun sesi duyulunca ufuktan, seslendi 2 şekerli bir çay ısmarladı kendine ve sol cebinden çıkardığı tabakasından cıgarasını yaktı ufka daldı yeniden,
bir kaç saniye geçmişti cıgaradan derince bir nefes aldı, içinden geçenleri gördüklerini göremediklerini tümüyle bu bir nefes duman ile görülmeyenin şerefine üfledi,
Uzaktan duyulur duyulmaz müziğin ritmi ile ruhunu denizin duruluğuna teslim edermişcesine dingin bir eda ile son kez baktı denize, kalktı kurdu asasını ve yere vura vura kayboldu ufukta,
buna bir ben şahit birde haydarpaşa..
öylece yeniden bir ağustos esisintisi ile irkildim, sığındığım hiç bir kanadın altında yanlızlığımdan öte bir sığınak bulamıyorken içimde yarım kalmış bir konuşmanın hüznü ile ötenise tünediğim bir âmâ ve bize şahit haydar paşaya
Bir cigara da ben yaktım, öyküsüne iman ettiğim yolun ızdırabı ile ayaklarıma inen kara sulara ..