Yeraltından Notlar’daki “yeraltı insanı”, bugünün gençliğinin uç bir formu değil; erken teşhisidir.
Görülmemiş, anlaşılmamış, bastırılmış bir zihin…
Ama mesele onun karanlığı değil, o karanlığı üreten düzendir.Hata en başta başlar:
Birey yetiştirmeyiz, uyumlu parçalar üretiriz.
Aile sevgiyi şartlara bağlar.
Okul bilgiyi verir, insanı ıskalar.
Toplum değer üretmez, değer taklidi yapar.
Bu üçlüden geriye tek bir şey kalır:
İçinde biriken ama kendini ifade edemeyen bir varlık.
Ve o varlık, Fyodor Dostoyevski’nin karakteri gibi düşünmeye başlar:
“Ben değersizsem, kurallar da değersiz.”
Kırılma tam burada olur.
Ahlak, içselleştirilmiş bir pusula olmaktan çıkar,
anlık çıkarların pazarlık malzemesine dönüşür.
Ve sonra patlamalar olur.
Ardından toplum sahneye çıkar:
Ritüeller, sloganlar, geçici hassasiyetler…
“Duyarlı vatandaş” performansları sergilenir.
Ama kimse şunu sormaz:
Bu yankı neden hiçbir şeyi uyandırmıyor?
Çünkü ortada artık yankılanacak bir derinlik yoktur.
Ses var, ama zemin yok.
Tepki var, ama bilinç yok.
Bu yüzden o haykırışlar
ne bir değer üretir
ne de bir uyanış.
Sadece kısa bir gürültü olur