İnsan nefsani duygularını ancak Allah korkusu ile bastırır. Allah’tan korkmak her şeyden evvel olması gereken bir tutumdur. Bu durumdan habersiz ve korkusuz yaşamak nefsi azdırır ve insanı zalim yapar. Çoğunluğu Müslüman teşkil eden bir millet İslâm ile yönetici arasında engin bir bağı vardır. Yönetici İslâm ile terbiye görmüş ise yönettiği o cemiyeti İslâm ile yönetir. Aldatma veya zalimlik yapma tarafı yok olur. Feraset ve basireti İslâm ile yoğrulmuş bir yöneticinin makam ve mevki hastalığı olmaz ve milletini hüsrana uğratmaz.
İslam yeryüzünün en kıymetli ve en şerefli yaşam biçimidir. Toplumun yaşamını şekillendiren, yaşam standardını en iyi hale getiren elbette İslam dinidir. İslam hukukunun temelinde adalet yatar. Bir toplum adalet üzere ihya olmak isterse, İslam üzerine temelini atmalıdır.
Yapılan hiç bir hayır karşılıksız değildir. Hakeza yapılan en küçük kötülüğün dahi hesabı vardır. İman, insanı hayırla meşgul eder. Çünkü imanın kalbe sirayet etmesi, insana hayat verir.
Hakk Teâlâ’nın korkusunu yüreğinde taşımayan, kibirlenmenin ve adaletsizliğin korkusunu taşıyamaz. Kibrin ve adaletsizliğin sonucunda acı bir felakete karşılaşacağını bilmez ve zalimler zümresinde olduğu için sadece dünyaya ait olduğunu sanır, bir gün hükmünün sona ereceğini ve mahşerin hesabını tasdik etmez. İnsan, mahşerin hesabını yapmadığı gibi kibrin ve adaletsizliğin yanı sıra merhameti de gözetmez.