Vazgeçmek, insanın aklı ile kalbi arasındaki en büyük savaştır. Vazgeçmek kabullenmektir. Bu kabulleniş, insanın kendisiyle verdiği en zor mücadeledir. Kalp, uğruna harcanan zamanı, kurulan hayalleri, verilen emeği hatırlatır. "Bunca şey yaşandı, bunca emek verildi" diyerek bırakmamayı öğütler. Akıl ise daha gerçekçidir; kaybedilen zamanı, tükenen sabrı, yıpranan ruhu ve henüz kaybedilmemiş olan geleceği hatırlatır.
Hayatta ayrılıklar kaçınılmazdır. İnsan, ölen birinden ayrılmayı öğrenir; çünkü hayat devam eder. Peki ya insanı yavaş yavaş tüketen, ama hâlâ yaşayan duygular? İşte en zor vazgeçişler bunlardır. Çünkü insan bazen birini değil, bir ihtimali, bir umudu, bir hayali öldürmek zorunda kalır.İnsan aslında çok sevdiği şeyden vazgeçmekte zorlanır. Alıştığı bir hayali, bağlandığı bir ihtimali, "belki bir gün" diye ertelediği bir umudu bırakmak kolay değildir. Ama insanın iyileşmek için, bazı duygularını toprağa gömmesi gerekir.
İnsanın hayalleriyle arasındaki en büyük engel, geçmişinden vazgeçememesidir. Geçmiş; hatıralarıyla, yarım kalan duygularıyla, söylenmemiş sözleriyle insanın aklını sürekli yıpratır . Oysa hayat ileriye doğru yaşanır. İnsan, geride kalan şeylere tutundukça geleceğine odaklanamaz. İnsan böyle durumlarda geleceğine odaklanmak için geçmişinden vazgecmesi gerekir
Vazgeçmek kaçmak değildir. Vazgeçmek, insanın verdiği en cesur karardır. Vazgeçmek; artık canını acıtan bir yükü sırtından indirmek, seni sen olmaktan uzaklaştıran şeylerden kurtulmaktır. Sürekli eksilen, bekleyen, kırılan taraf olmaktan vazgeçmek; insanın kendi geleceğine odaklanmasını sağlar.
İnsan, kontrol edemeyeceği şeyler için üzülmeyi bırakmalıdır. Her şey insanın elinde değildir. Bazı insanlar gider, bazı duygular biter, bazı hayaller gerçekleşmez. Bunları değiştirmeye