“Labirent kavramını ilk bulanlar, şu an anlaşılabildiği kadarıyla Eski Mezopotamyalılar. Onlar, hayvanların bağırsaklarını, belki de duruma göre insan bağırsağını çekip çıkararak fal bakarlarmış. Elbette o karmaşık şekil dikkatlerini çekmiş olmalı. İşte bu yüzden, labirentin o şeklinin temeli bağırsağa dayanır. Yani labirentin temel prensibi aslında senin içindedir. Üstelik, dış dünyadaki labirentlerle paralellik gösterir. Karşılıklı metafor. Senin dışında olan bir şey içinde olan bir şeyin yansıması; senin içinde olan bir şey dışında olan bir şeyin yansımasıdır. İşte o yüzden de, kendi dışında olan bir labirente adım atmak yoluyla, kendi içindeki labirente de adım atmış olursun. Bu da, çoğu durumda bir hayli tehlikelidir.”
“Kısacası, âşık olmak böyle bir şeydir işte, Kafka Tamura. Nefesin kesilecek ölçüde kendini iyi hisseden de, derin bir karanlıkla boğuşan da sen olursun. Vücudun ve ruhunla, buna dayanman gerekir.
And you must show them all
how they were simply
characters in your story.
But you, you are the author
of this spellbinding tale
built of hope and bravery.
Out there may be monsters, my dear.
But in you still lives the dragon
you should always believe in.
Cevabı bildiğim halde sana söylemedım çünkü benimle dalga geçmeni istemedim. Şu andaysa umurumda değil çünkü senin bilmediğin bazı şeyleri biliyor olmamı dert etmemelisin bence.