Sisler İçinde Kaybolan Kasaba 2
Odanın kapısını açar açmaz, içeri dolan nemli hava ciğerlerime doldu. Ahşap döşeme gıcırdadı, adımlarım odada yankılandı. Oda küçüktü, penceresi dar ve kasabanın üzerine çöken sisin arkasında boğulmuş gibiydi. Yatak, neredeyse çürümüş gibiydi. Üzerindeki eski püskü nevresim, sanki onlarca yıldır yıkanmamıştı. Yine de, yorgunluktan göz kapaklarım kapanmaya başlamıştı. Yol boyunca zihnimde canlanan soruların yanıtını bir an önce aramaya koyulmalıydım, ama önce dinlenmeye ihtiyacım vardı.
Yatağa uzandım, gözlerim ağırlaştı. Uyumadan önce, aklımdaki son düşünce saat kulesinin kollarının neden hareket etmediğiydi. Fakat, tam uykuya dalacakken o an duyduğum ses tüm huzurumu kaçırdı.
İnce, tiz bir fısıltı... Oda boştu ama birileri fısıldıyordu. Kalbim hızlandı, kulağımı kapıya dayadım. Ses, odanın dışından geliyordu. Merdivenlerden aşağı inen, ürpertici bir yankı. Fısıltı giderek arttı, sanki biri ya da bir şey benimle konuşmaya çalışıyordu. Dilini anlamasam da, ses tonundaki soğukluk kalbime işlemişti. Fısıltılar, uykumun eşiğinde bana oyun oynuyordu. Göz kapaklarım kapanıyordu ama fısıltılar kulaklarımı terk etmiyordu.
Birden, gözlerim karanlığın içine açıldı. Oda soğumuştu. Pencereyi kapatıp kapatmadığımı hatırlamıyordum. Şimdi, her şey normalden fazla soğuktu. Sanki bir rüzgâr içeride esiyordu. Ayağa kalkıp pencerelere yöneldim. O sırada, odanın kapısı ardına kadar açıldı.
Yutkundum. Birkaç adım attım, kapı menteşelerinden sallandı. Koridora baktım, kimse yoktu. Ama bir his... Derinlerde bir his, beni aşağıdaki salona çekiyordu. Merdivenlere yaklaştım, adımlarım daha da yavaşladı. Her basamakta, fısıltılar kulağımda yankılandı. Daha önce hiç böyle bir sessizlikte bu kadar sesli bir yankı duymamıştım.
Aşağı indiğimde otelin lobisi