Erkan Aksu Yazar

Erkan Aksu Yazar
#242277089 gönderi 1.hikaye #242426895 2.hikaye
Yazar
Ankara
Ankara
307 okur puanı
Şubat 2021 tarihinde katıldı
SÜRGÜNLER EVİ
Kasabanın terkedilmiş eski konağını kimse hatırlamak istemezdi. Deniz kıyısında, ıssız bir tepede yükselen bu yer, uzun zamandır tek bir yaşam belirtisi bile göstermemişti. Kimse o tepeye çıkmaya cesaret edemezdi çünkü söylentilere göre, oraya çıkanlar geri dönmezdi. Ancak ben, Emily, merakımın peşinden sürüklendim. Dışarıda fırtına patlak vermek üzereydi. Gök gürültüleri arasından parlayan şimşekler, konağın silüetini her defasında daha da tehditkâr bir şekilde gözler önüne seriyordu. İhtiyar bir kapı, rüzgârın etkisiyle hafifçe sallanıyor, kapı menteşelerinden gelen gıcırtı kulaklarımı tırmalıyordu. İçeri girmeli miydim? Bir an tereddüt ettim, ancak içimdeki tuhaf çekim beni durduramıyordu. Adımımı içeri atar atmaz geçmişe saplanmış gibi hissettim. Evin içi şaşırtıcı derecede sağlamdı, ama atmosferin ağırlığı boğucuydu. Eski portreler, toz kaplamış antik eşyalar, karanlık köşelerde gizlenen gölgeler... Hepsi bana izleniyormuşum hissini veriyordu. Ancak asıl ürkütücü olan, evin içinde duyduğum ince bir uğultuydu. İlk başta fırtına sesi sandım, ama bu başka bir şeydi. Bir tür fısıltı… Sanki odaların derinliklerinden çağrılar alıyordum. Koridor boyunca ilerlerken bir adımımın diğerini takip etmesi giderek zorlaşıyordu. Her bir kapının arkasında ne olduğunu bilmemenin getirdiği huzursuzluk kalbimi sıkıştırıyordu. Aniden, sağdaki kapıdan bir tıkırtı geldi. Birinin nefesini duyabilirmişim gibi yakınlaştı sesler. O an fark ettim; bu ev sadece eski bir yapıt değildi. Bir zamanlar burada yaşayan ruhlar, yalnızca bedenlerini değil, anılarını da bırakmıştı. Ve ben onların aralarına katılmak üzereydim. İçimdeki ürperti, soğuk bir elin sırtımı okşaması gibi ilerledi. Kapıyı araladım ve içeriye bir adım attım. Oda karanlıktı, fakat tam ortada, eski bir sandığın üzerine
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İslerin içinde kaybolan kasaba
Sisler İçinde Kaybolan Kasaba 2 Odanın kapısını açar açmaz, içeri dolan nemli hava ciğerlerime doldu. Ahşap döşeme gıcırdadı, adımlarım odada yankılandı. Oda küçüktü, penceresi dar ve kasabanın üzerine çöken sisin arkasında boğulmuş gibiydi. Yatak, neredeyse çürümüş gibiydi. Üzerindeki eski püskü nevresim, sanki onlarca yıldır yıkanmamıştı. Yine de, yorgunluktan göz kapaklarım kapanmaya başlamıştı. Yol boyunca zihnimde canlanan soruların yanıtını bir an önce aramaya koyulmalıydım, ama önce dinlenmeye ihtiyacım vardı. Yatağa uzandım, gözlerim ağırlaştı. Uyumadan önce, aklımdaki son düşünce saat kulesinin kollarının neden hareket etmediğiydi. Fakat, tam uykuya dalacakken o an duyduğum ses tüm huzurumu kaçırdı. İnce, tiz bir fısıltı... Oda boştu ama birileri fısıldıyordu. Kalbim hızlandı, kulağımı kapıya dayadım. Ses, odanın dışından geliyordu. Merdivenlerden aşağı inen, ürpertici bir yankı. Fısıltı giderek arttı, sanki biri ya da bir şey benimle konuşmaya çalışıyordu. Dilini anlamasam da, ses tonundaki soğukluk kalbime işlemişti. Fısıltılar, uykumun eşiğinde bana oyun oynuyordu. Göz kapaklarım kapanıyordu ama fısıltılar kulaklarımı terk etmiyordu. Birden, gözlerim karanlığın içine açıldı. Oda soğumuştu. Pencereyi kapatıp kapatmadığımı hatırlamıyordum. Şimdi, her şey normalden fazla soğuktu. Sanki bir rüzgâr içeride esiyordu. Ayağa kalkıp pencerelere yöneldim. O sırada, odanın kapısı ardına kadar açıldı. Yutkundum. Birkaç adım attım, kapı menteşelerinden sallandı. Koridora baktım, kimse yoktu. Ama bir his... Derinlerde bir his, beni aşağıdaki salona çekiyordu. Merdivenlere yaklaştım, adımlarım daha da yavaşladı. Her basamakta, fısıltılar kulağımda yankılandı. Daha önce hiç böyle bir sessizlikte bu kadar sesli bir yankı duymamıştım. Aşağı indiğimde otelin lobisi
“Sisler İçinde Kaybolan Kasaba” Kasabaya yaklaşırken fark ettiğim ilk şey, üzerini örten kalın bir sis tabakasıydı. Gözlerimi kısarak görüş mesafemi artırmaya çalıştım ama beyaz örtünün arkasında beliren şekiller, sadece belirsiz gölgelerden ibaretti. Dört bir yanımı saran sessizlik, ürkütücü bir huzur veriyordu. Arabamın motor sesi bile bu sessizliği bozmaya yetmiyordu. Yollar ıssızdı. Ne bir insan, ne de bir canlı belirtisi. Tek tük evlerin önünden geçerken, pencerelerin ardında karanlık figürler görüyormuşum gibi hissettim ama onları net olarak seçemiyordum. Sisin içinden bir kasabaya girmek, başka bir dünyaya adım atmak gibiydi. Arabamın tekerlekleri, artık taşla kaplanmış dar sokaklarda yankılanıyordu. Eski evlerin birbirine yaslanmış çatıları, sanki gökyüzüne çıkıyordu ve karanlığın pençesinde kayboluyordu. Sis, sokak lambalarının ışığını bile yutmuş gibiydi; kasabanın kalbinde derin bir karanlık saklıydı. Kasaba meydanına ulaştığımda motoru durdurdum ve aniden gelen sessizlikle ürperdim. Sanki etrafımı sarmalayan sis, bir yaratık gibi her an üzerime çullanabilirdi. Eski bir saat kulesi meydanın tam ortasında yükseliyordu. Zaman, bu kasaba için durmuş gibiydi. Saatin kolları, 23:45’e kilitlenmişti. Kuleden bir şey akıyordu; su ya da belki kan... Tam emin olamıyordum. Arabadan inip kasabanın tarih kokan binalarına doğru adım atarken, yerde gördüğüm izler dikkatimi çekti. Çamurla karışmış, tuhaf ve dairesel şekiller... Sanki birileri burada dönüp durmuş ya da belirsiz bir iz bırakmıştı. Belki de peşine düştüğüm olayların başladığı yer burasıydı. Eski, dökülen boyalı bir otelin tabelası dikkatimi çekti. ‘Sisler Konağı’. Kasabaya varır varmaz araştırmaya başlamak istemiştim ama önce kalacak bir yere ihtiyacım vardı. Otele doğru yürüdüm, ayaklarımın altında
2084 ırkların üstünlük savaşı dünyanın sonunu getirecek.

İRİDACEAE

@Kartalice__1903
·
2084 Melezler Adası' nın devamı yani serinin ikinci kitabının incelemesini yazmak benim için harika. Aslında ikinci seri olan kitabı nedense daha çok beğendim, olağanüstü varlıkların olmasıdır belkide. Kitabın çoğu yerde günümüzü çok güzel özetlemiş. İnsanoğlunun teknolojiye bağımlılığı, gözlerinin hırs bürümüş olması ve bir türlü doymak bilmeyen nefisleri. Dünyayı ele geçirip tek güç olmayı, katilleri, sapıkları.... Hayal gücüyle yazılan bu eser okurken film izlemiş gibi oldum. Kurt Adamlar, İnmalar yani; yarı insan yarı maymun cinsinden olan, Ruhsuz Bedenler onları zombi gibi hayal edebilirsiniz. Amansız maceralar olan kitabı okurken içinde adeta yaşıyorsunuz. Bi kaç insan kalsada, hepsi dünyanın tek hakimi olmak istiyor, buna Kurt Adamlar ve Ruhsuz Bedenlerde dahil. İnmalar üstün varlıklar olsada adaletli yaratık olmaları sayesinde onlarla amansız bir mücadele veriyor. Tabi Avcı Metehan'ı da unutmamak gerekiyor. Cesur ve korkusuz yapısıyla İnmalarla bir olup, dünyayı yok etmek isteyenlerle savaşması çok hoş. Kitap heyecan verici bir yerde bitti, acaba devamı olacak mı? İnşallah bu sorunun cevabını sizden alabilirim:) @Akabeak. Bu güzel eser için teşekkür eder ve kaleminizin daim olmasını temenni ederim.
Korku hikayeleri sever dostlarım, profilimden hikayeler kısmına girip Paranormal Hikayeler adlı korku hikaye serilerini okuyabilirsiniz.