"Altıncı Şehir”in sadece Sıvas’ı vasfetmediğini sîzlerde farkettiniz. Altıncı Şehir Anadolu’dur: Elazığ’dır, Maraş’tır, Kayseri’dir, Tokat’tır, Gümüşhane’dir... Kaybettiğimiz bütün insan ilişkileri, bütün eski doku, bütün beşerî boyutlar ve bütün yaşanmış zamanlardır; hepsidir ve artık yoktur! Daracık sokakları, şirin mahalleleri, ferah-fahur evleri, küçücük mescidleri ve küçük dünyalarında küçücük saadetleri yudumlayan anlaşılabilir insanlarıyla "Altıncı Şehir", yerini şimdiki keşmekeşlere bırakıp tarih olmuştur. "Altıncı Şehir" bir bedelin adı; kendi ellerimiz, paramız ve gönül rızamızla inşâ ettiğimiz keşmekeşin bedeli.Bu bedeli öderken birileri bizi fena halde aldattı galiba; zaman zaman kendimi eski ama nefis bir saray tombağını, uyduruk, zevksiz ve ucuz bir alüminyum ibrikle değiştirmeye razı olan biri gibi hissediyorum. Bu alış-verişten kârlı çıkmadık, aldatıldığımız kesin! Ve şimdi "Yedinci Şehir"in zamanıdır. Elli yıl sonra, torunlarımızın kuşağından birileri çıkıp dört tekerlekli otomobilleri, otoyolları, bilgisayarları, kimbilir belki de robotları ince bir hasret lezzetiyle hikâye edecek, "ne güzel günlerdi onlar" diyecektir: Kaçınılmaz bir şeydir! Herşeye rağmen "Altıncı Şehir" bir vedâ kasidesi, bir mersiye anlamı taşımıyor; hele nostalji hiç değil. Bize, kaybettiklerimizi hayırla yâd etmemiz emrolunmuştur; "Üzküru mevtâküm bi’l-hayr" denilmiştir. "Altıncı Şehir", şüphesiz tamamını değil ama bir kısmını sevgiyle kucaklamağa çalıştığımız, artık mevcud olmayan bir ayrıntılar yumağı.. Önemli ayrıntılar bunlar, medeniyeti inşâ eden ayrıntılar... Tüketti sanma hezâran hikâyet-i aşkı, O kıssadan dahi söylenmedik neler kaldı..