Ahmet karakaş

"Hakkımda ne dusuyorsaniz bilmukabele" ne ince bir söz
Arapça kökenli bu sözcükte, bi edatı "birlikte, ile" anlamını taşırken mukabele kelimesi de "karşılık verme, yüz yüze gelme" anlamına gelir. Yani bilmukabele, "karşılık olarak, aynı şekilde" demektir. Kelimenin kökenine indiğimizde "mukabele" kelimesinin "k-b-1" kökünden türediğini görürüz. Bu kök, Arapçada "karşı karşıya gelmek, yüzleşmek" anlamına gelir. Kıble kelimesi de aynı kökten gelir çünkü Müslümanlar namaz kılarken belirli bir yöne yüzlerini çevirirler. Yani mukabele yalnızca bir yanıt değil, aynı zamanda bir aynalama, bir yüzleşme anlamı da taşır. Günümüzde bilmukabele kelimesi, genellikle birine teşek kür edildiğinde ya da iyi dilekler sunulduğunda aynı şekilde karşılık vermek için kullanılır. "Size de iyi akşamlar," dendiğin de, "Bilmukabele," karşılığını vermek, "Aynı şekilde, size de," anlamına gelir. Aynı kökten türeyen mukabele kelimesi de hala kullanımdadır. "Kur'an mukabelesi" ise karşılıklı okuma anla mına gelir. Eskiden biri Kur'an'ı okur, diğeri de takip ederdi; böylece okuma sırasında yanlış yapılmadığından emin olunurdu. Buradaki mukabele de yine "karşılıklı" bir eylemi ifade eder. Hazır kelimenin köküne inmişken "bilmukabele" ile aynı kök ten gelen diğer sözcüklere değinmemek olmaz. "Razı olma, onay verme anlamındaki kabul, beğenilen, hoş karşılanan anlamında ki" makbul, "bir şeyin karşılığı, karşısında bulunan" anlamındaki mukabil, "önceyi kapsayan" anlamındaki makabline şamil, "baht açıklığı, talih" anlamındaki ikbal, "karşılık olma, birbirine denk gelme" anlamındaki tekabül, "önsezi" anlamındaki hissikablel vuku, "gelecek, karşılama" anlamındaki istikbal ve "ilerideki, gelecekteki" anlamındaki müstakbel hep bu kökten türeyen kelimelerdir. Ve bazen hikayedeki gibi tek bir kelime insanın hem gönlünü almaya hem de niyetini tartmaya yeter.
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Begenmek kelimesinin hikayesini beğendim
Eski Türklerde, toplum hiyerarşisinin zirvesinde beg, yani "bey" vardı. "Bey" yalnızca bir lider değil, en değerli, en saygın f igürdü; toplumun düşünceleri, duyguları ve arzuları beyinkine göre şekillenir, onun etrafında dönerdi. Bu yüzden, bu değerli f igürle özdeşleşen bir düşünce biçimini dillendirmek için "hoş lanmak" yerine, beg isminden türetilen fiili kullanmayı tercih edildi. Böylece "bege-" sözcüğü doğdu. Ancak bu fiilin anlamı, sadece bir "hoşa gitme, beğeni" eyle miyle sınırlı kalmaz. Zamanla, bir kişinin kendi iç dünyasında ve bilinç düzeyinde gerçekleşen bu "beğenme" hareketi, dönüşlü bir anlam kazanarak "beğen-" halini alır.
Alıntı
Kimsenin bedduasına konu olmamak lazm
Beddua (Kökeni: Farsça bad, "kötü," Arapça dua, "yakarma") Beddualar; zor durumda olan, acı çeken ya da kötülüğe uğramış bir kişinin, rahatlamak veya teselli bulmak amacıyla sarf ettiği, kötü düşünceler ve dilekler içeren, söze özgünlük katan ve ifade yi güçlendiren kalıplaşmış sözlerdir. "Kötü dilek" olarak tanımlayabileceğimiz beddua, Farsça bed (kötü) ve Arapça dua (dua) kelimelerinin birleşiminden oluşur. Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde ise bu tür dileklere "ah, bedat, ilenç, inkisar, kargış, karış, lanet" gibi farklı adlarla da rastlan maktadır. Konuyla ilgili yaptığım makale taramalarında halk arasında kullanılan öyle yaratıcı beddualara rastladım ki birkaçını buraya almakta bir beis görmedim: "Aşından akrep çıksın, görmeyip yutasın. Devedikeni aşı ekmeği olsun. Dirhem dirhem yarılasın. Doğum gecesinde ebe gelmesin, akşamdan sabaha dara kalasın. Ciğerinin başına kurtlar düşe. Sidikliğine taş dursun ... " Akademik bir çalışmada rastladığım bu beddualar bir yana, yıllar yıllar önce iki Roman vatandaşın bağıra çağıra ettiği kavga da birinin diğerine söylediği şu cümle hafızamdan hiç silinmedi: "Demem bir şey, sürünesin yılan gibi!" (İyi ki bir şey demedi!)
Alıntı
Atlıkarincadan nerelere kelime serüveni
karoser". Güncel Türkçe Sözlük'te, "otomobilde, mekanizmayı oluşturan motor, makine, tekerlek, şasi ve benzeri bölümlerin dışında kalan, görünen dış bölüm," diye tanımlanmış. Carrozza, yani araba ile hiç ilgisi yokmuş gibi görünen ve dilimize yine Fransızca aracılığıyla giren "kariyer" kelimesi sizi şaşırtmasın. Ben sizin yerinize yeterince şaşırmıştım zaten. Sözcük temelde İtalyanca carro, "araba" sözcüğünden türetil miştir. İtalyanca carriera, "araba yolu" anlamına gelir. Dilimize de Fransızca "güzergah, tutulan yol -dolaylı olarak da- meslek" anlamlarına gelen carriere sözcüğünden girmiştir. Yatak odalarının demirbaşı "karyola" da bu kökten (İtalyanca "el arabası" anlamına gelen "carriola"dan) gelmiş. Etimoloji söz lükleri karyolanın araba ile ilgisini de karyolaların eskiden teker lekli çeşitlerinin bulunmasına bağlıyor. "Şarzzz" diye telaffuz edildiğinde tüylerimi diken diken eden şarj (Fransızca charge, "yükleme") ve buna yakın bir diğer söz cük olan şarjörü de (Fransızca chargeur, "yükleyici") bunlardan saya biliriz. Bitti mi? Tabii ki hayır! Aynı dil ailesinden olan İngilizce "ticari yük, özellikle gemi yükü" anlamına gelen kargo da cargo sözcüğünden alıntıdır. Sıkı durun açıklıyorum8: "Karga tulumba" kalıp söz de aynı temel sözcükle bağlantılıdır. Denizci Venediklilerin carga trom ba!, yani "yelken topla" emri tıpkı atlı carrozza'nın değişimindeki akıbete uğramıştır. Bu deyim Venedik dilinde cargar, "yüklemek, bohçalamak" fiilinden türetilmiştir.
Alıntı
Anlamak
Peki, "anla-" fiilinin kökeni nedir? Bunun cevabını şu şekilde verebiliriz: Aslında "sınır" veya "hudut" anlamına gelen Türkçe afı kelimesine dayanır. Bugün kullandığımız "sınır" kelimesi Yunancadan (s'noron), "hudut" kelimesi ise Arapçadan (budüd3) gelmektedir. Afı keli mesi, başta fiziksel sınırları anlatıyordu, iki tarla arasındaki sınır gibi. Ancak zamanla daha soyut bir anlam kazandı ve zihinsel sınırları ifade etmeye başladı; yani "bir şeyin farkına varmak, anlamak, idrak etmek" gibi anlamlar kazandı. Türkçeye baktığımızda, afı kelimesi üzerinden türetilen afıla f iili, "bilinç sınırına ulaşmak" veya "farkına varmak" gibi anlam lar taşır. Bu kelime daha sonra, "anlam, anlayış ve anlama" gibi soyut kavramlara dönüşmüş ve dilimizdeki önemli düşünsel terimler arasında yerini almıştır. Diyeceğim o ki afı kelimesi ve türevleri, Türkçenin soyut düşünceleri ifade etme yeteneğini gösterir. Dilimiz, somut dünya dan soyut düşünceye geçişi oldukça başarılı bir şekilde yapabilen bir dil olarak öne çıkar.
Alıntı