• "Biz zekâ sahibi bir türüz ve zekâmızı kullanmak doğal olarak bize zevk verir. Bu nedenle beyin bir kas gibidir. Kullanıldığı zaman kendimizi iyi hissederiz. Anlamak mutluluk vericidir." Carl Sagan
    Snowdon Parlette
    Sayfa 17 - Morpa Kültür Yayınları
  • Bu sebepten ötürü her kim benden bir şey öğrenmek ister ve beni anlamak isterse yazdığım hiçbir şeyi okumadan bırakmamalıdır. Ancak yine de tecrübe ettiğimiz üzere buna aldırış etmeden beni eleştirip mahkûm edenler çıkabiliyor; ben dahi onların bundan zevk almalarını isterim.
    Arthur Schopenhauer
    Sayfa 48 - 1.Basım 2012, İstanbul
  • Kimi sevdiyse insan, ona benzedi. Kimi anlamak, bilmek istediyse ona dönüştü. Baskı kurdukça esir düştü.
  • Emile Zola'nın romanları zaten dönemin insanını ve yaşam koşullarını anlatmak açısından önem taşıyan, kimi kesimlerce biraz haklı da olarak çok edebi bir değerinin olmadığı savunulan eserlerdir. bunların arasında en bilineni, en ağırlarından biri de bu meyhane adlı eseridir.

    toplum içindeki her tür insan geçer romanda, ama yazı özellikle ana karakter gervaise'in hayalleri, elde ettikleri ve kaybettikleri üzerinde durur. insanın nasıl kaypaklaşabildiğini gösterir, kontrolsüzlük ve acizlikle ne durumlara düşebileceğini gösterir. kimse iyi yada kötü değildir, romantizm esintileri taşımaz bu roman, yalın bir gerçekçilikle, yaşadığı dönemi tüm pislikleri ve iğrençlikleriyle olduğu gibi yansıtma amacı taşır. zola da, bunun için, kendisinin de anlattığı gibi, üç kaynaktan yararlanır; anlatacağı konu üzerinde maziyi anlatan yazılı dökümanlar, bilgilerini kendisine aktarabilecek şahitler ve kişisel araştırmaları ve seyahatleriyle kendi gördükleri, yaşadıkları, hissettikleridir. malzemelerini toplar, ve en yoğun anlatabileceği şekilde malzemelerinde seçerek düzenleyip eserleriyle bize yansıtır bu araştırmalarını. böylesi yoğun çalışmaların sonucunda da, büyük oranda bu amaca yaklaştığı ve sırf bu açıdan bile önemli bir eser olduğu kabul edilebilir.

    romandan özellikle, okumamın üzerinden bunca zaman geçmişken en çok aklımda kalan kısımlar, makinaların sanayinde kullanılmaya başlanması ve işçilere yavaş yavaş ihtiyaç kalmaması ve zaten fakir olan işçiler için zorlukların başlaması sürecinin anlatılmasıydı. gervaise'e aşık, fakat yaklaşamayan, sanırım komşusu olan demir işçisi bir karakter üzerinden anlatılan bu durum, aklıma kazınmış. ayrıca gervaise'in kocasının koşulların değişmesiyle zamanla değişmesi, bunun yanında gervaise'in değişmesi, saflıklarını korumaları fakat bozulmaları yine kitapta yoğun anlatılan ve aklımda kalmış noktalar.

    bu doğal anlatım, tabi ki de tepki görmüş, ilk çıktığı zaman, zola'nın tüm diğer eserlerinde olduğu gibi, çok üstüne gidilmiştir.
    Ayrıca, Zola'nın bu yirmi kitaplık serisinden okumak gibi bir amaç edinilmişse, nana adlı kitabından evvel bunu okumak doğrudur, çünkü nana, gervaisein kızıdır, ve ne koşullarda yetişip nananın öylesi bir yaşam tarzına yönelmiş olduğunu anlamak açısından gereklidir. bu seride çok aile kronolojisini takip etmenin önemli olduğunu düşünmesem de, bu iki kitabı peş peşe okumanın daha etkili olacağı kanaatindeyim.

    İbretlik görmesem de kitabı, 1800'lerin Fransa'sını anlamak için okunabilecek, pek edebi olmayan, düz bir dille yazılmış önemli bir yapıttır.
  • Erdem abi demek istiyorum çünkü şiirlerin de bizlerden istediği öyle güzel şeyler var ki sadece istemiyor da nasıl yapılması gerektiğini de söylüyor, bizimle konuşuyor bize öğütler veriyor var olan güzel duygulardan bahsediyor ama bunları çok iyi anlamak için bir şiir nasıl okunmalıdır onu bilmek lazım, nasıl tam anlamı ile hissedilir bir şiirin ne demek istediğini. Tavsiye ederim
  • Eden, sersefil bir hayatın içinde yuvarlanıp giderken kendinden farklı olan ve kusursuz olarak tariflediği bir kadına aşık olur ve bu aşkla kendi yeteneklerini keşfetmeye başlar. Aslında temel motivasyonu sevdiğinin onu sevmesi üzerinedir, ancak giderek kendini ve hayatını sevmesini sağlayan bu motivasyonun nesnesi olan kadının nasıl da sıradan olduğunu fark eder. Hayattaki tüm diğer şeyler gibi, o da sıradan bir kadın olmuştur. Kendisini anlamak bir yana dursun anlayış dahi göstermeyen o kadına artık aşık değildir, zekası bu hayatı daha fazla sürdürmenin anlamsızlığı altında ezilir. hayatına tıpkı aşık olduğunda gösterdiği iradi davranışlar gibi denizin içinde bedeninin gösterdiği dürtüsel yaşama eğilimini ciddi bir irade ile alt ederek son verir.

    Keşke seni sevseydi Maria, o zaman çok mutlu olurdunuz.
  • "Bildiğim tek yanıt, senin milyonda bir rastlanan ender kuşlardan olduğun Jonathan. Yola çıkanlarımızın çoğu çok yavaştı. Nereden geldiğimizi hemen unutup nereye gittiğimizi merak bile etmeden, günübirlik yaşayarak çoğu kez birbirinin aynısı olan şeyleri yaptık; bir dünyadan gelip diğerine gittik. Yemekten, birbirimizle mücadele etmekten, sürüye gücümüzü kanıtlamaya çalışmaktan daha başka yaşama nedenleri olduğunu öğrenmek için kaç yaşamdan geçmek zorunda kaldık, bir fikrin var mı Jonathan. Binlerce Jon, on binlerce! Ardından, mükemmellik diye bir şeyin varlığını fark edene kadar yüzlerce yaşam daha... Yaşama amacımızın mükemmeli bulma ve onu açığa çıkarma olduğunu anlamak için diğer yüzlercesi daha yaşandı. Şimdi de aynı kural geçerli, tabi ki diğer dünyayı bir öncesinde öğrendiklerimizle kurarız. Fakat hiçbir şey öğrenilmemişse, sonraki yaşam öncesinin aynısı olacaktır; aynı sıralar ve kazanmak için yüklenilen aynı sıkıntılar..."