• "Harman yeridir geçmiş. Bir savaş alanıdır. Zor nefes alır, hırıltılıdır sesi geçmişin. Şimdi ise kaygandır. Çok zordur ona tutunmak. Onu anlamak. Şimdinin geleceği belirsizdir."
  • Nerde ne arıyon divane gönül
    Dinle bir kendini anlamak için
    Sen bir ruhsun kalbin ruhuna bağlı
    İrade elinde yönlemek için
    Neşet ERTAŞ
  • Son nefesini veren öğretmenin yüzünde, bir insanın onu anlamak istememiş bir dünyaya sitemini açıkça görmüş.
  • Mösyo Zola'ya
    25.09.2018
    Saygıdeğer Zola 2 Nisan 1840 tarihinde Fransa'nın Paris'inde dünyaya geldin. Yoksul bir ailenin çocuğuydun, tıpkı bizler gibi...  Venedik göçmeni olan babanı çok küçük yaşta toprağa verdin ve College Bourbon'da yatılı eğitim gördün. (Aramızda kalsın bu yatılı eğitim her zaman tiksindirir beni.)
    Yatılı eğitim seni edebiyata itti ve o dönem Eugene Sue, Dumas gibi önemli yazarların eline geçen bütün kitaplarını okudun.
    Yoksulluk kendini göstermeye başlıyor. Yatılı eğitim bittikten sonra Paris'teki Lycee Saint-Louis'de eğitimine devam etmek istedin, o dönemde yaşayıp da orda eğitimine devam etmek istemeyen kim var ki?
    E burası da olmayınca atıldın. İş hayatına ne mi oldu? Tabi ki 2 sene işsiz kaldın.

    Ama şansı dönmeye başladı. 1862 yılında Haşet kitabevinde çalışmaya başladı, ve ilk romanı Claude’un İtirafı 1865 senesinde burada yayınlandı. Fakat ilk önemli başarısını Therese Raquin romanı ile yakaladı. Ve bu eserin 2. cildindeki o meşhur önsözünde "naturalist" kelimesini ilk kez kullandı. O artık Emile Zola.
    1867 tarihine gelindiğinde Zola Therese Raquin'i tamamlamıştır. Bu eser sayesinde artık Zola'yı tanımayan kalmamıştır. Kurgu bakımından Balzac'ın İnsanlık Komedyası adlı eseri ile benzerlik gösterir. Toplam 21 kitaptan oluşan eserinin içinde en tanınmışları Nana, Meyhane ve Germinal'i kapsar.
    1871 tarihinden itibaren bu dizisi ile birlikte artık Fransa'da Natüralizm akımının da öncüsü oldun.
    Natüralizm vurgusunu ve romanı bilimselleştirmeyi amaçlıyordun ki bence başarılı da oldun.
    Natüralizmin o dönem Fransa’sında ve ardından başka ülkelerde -özellikle Türkiye’de- büyük yankılar uyandırdın ve yazarlar arasında benimsendiğini söyleyebiliriz değil, söylüyoruz.

    Fransız-Alman Savaşı sırasında, Fransa hükümeti ve ordusunun izlediği politikaları 1892 senesinde yazdığı "Çöküş" romanıyla müthiş bir şekilde eleştiren Zola, savaş sırasında suçsuz yere mahkum edilen bir Yahudi askeri savunarak halk arasında kahraman oldu. Ve adını tarihe altın harflerle yazdıran o meşhur söz çıkmıştır ağızdan... "Eyyyyy Fransa sen kimsin yaaaaaaaaaaa." Tarihe 'Dreyfus Olayı' diye geçen bu süreçten sonra, son romanını yazan Zola, romandaki hikayeyi Dreyfus Olayı'ndan esinlenerek oluşturdu. Zola kim olduğumu merak etmeyi bırak, sana bunları gelecekten yazıyorum.

    İlk defa bir kitap elimde bu kadar fazla kaldı. Hani beğenmedim de değil, çok beğendim hatta o kadar çok beğendim ki hemen bitmesin diye yavaş yavaş okudum. Okudukça yüreğim burkuldu. Yüreğim burkuldukça daha da 1800'lere gittim, yani perişan oldum. Belki de yer yer kendimi gördüm eserde, o yüzden bu kadar ağır geldi. Paris'in en varoş mahallerindeki en yitik yaşamları anlattı bana Zola. Kendi de çok fazla zorluk çekti, ordan biliyor herhalde. Heralde şimdiye kadar okuduğum eserler arsında Lantier kadar kimseden nefret etmedim. Hatta Turgenyev'in Bazarov'u bile bu kadar itici nankör değildi. Tam bir sülük. Gervais ise burda bence en masum olanı. Mücadele etmek istiyor, ediyor da aslında, ama varoş bir mahallede ne kadar edebilirsin ki? Hele ki bir de evlenip boşanmışsan.
    Zaten evlenip boşanmış bir kadını ötelemelerini de hiç anlamam. Öyle bir ortam oluşmuş ki bu boşanma olayı erkekler için doğal bir şey olarak görülüyor. Ayrıca dönemin işçi sorununa müthiş bir yorum getiriyor. Dönemin rüşvetçiliğine, iğrençliğine bakın diyor. Eseri döneminde ne kadar çok tartışılsa, ne kadar çok yazarları ikiye bölse de 1 yıl sonra Meyhane tam 38 baskı yapıyor. Bilmiyorum ki başka ne diyeyim. Son sözü yine Zola'ya bırakıyorum: "Varoşlarımızın kokuşmuş ortamındaki bir işçi ailesinin kaçınılmaz çöküşünü betimlemek istedim. Bu eserde; sarhoşluk, tembellik neticesinde aile bağlarının çözülüşü, fazla içli dışlı yaşamanın yol açtığı pislikler, namus duygularının giderek unutulması sonucunda ortaya çıkan utanç ve ölüm var. Bu eyleme dökülmüş bir ahlak dersidir aslında. Eserim beni müdafaa edecektir. Gerçeğin kitabıdır o. Halkın kokusunu taşıyan, onu yalansız dolansız anlatan ilk romandır. Halk baştan başa kötü değildir; sadece zorlu çalışma şartları ve sefillik içinde bozulmuş, cahil kimselerdir. Romanlarımı okumak, onları anlamak ve bütünlüklerini görmek gerekir."
    Eseri okumak isterseniz sıralaması şu şekilde: Meyhane-Nana-Germinal
    Sıradaki adresimiz; Ali Narçın / Çelişkiler Tabletlerle Yüzleşme
  • Dil-Tarih, Ankara Üniversitesi’nden daha eskidir.Sümeroloji, Hititoloji,Hindoloji gibi bölümleri neden kuruyor ? Bir kere daha anlıyor ki Türk tarihini anlamak için dünya tarihini bilmek lâzımdır.
  • Anlamak kelimesi onaylamak ile de karıştırılmaktadır. Çoğu insan böyle algıladığı için çok net anlatılan bir durumu - anlarsam onaylarım düşüncesiyle - anlamamazlıktan gelir. Bir şeyi anlamak başka, onaylamak ise başkadır. “Seni anlıyorum ama sana hak vermiyorum”
  • Bu durumda cahiliye tarihsel olarak kapanmış bir dönem olsa da belli davranışlar çerçevesinde varlığını sürdüren bir kavramsal içeriğe sahiptir. Dolayısıyla cahiliye kelimesine Kur'an'ın yüklediği manayı iyi anlamak gerekir. Zira kibir, kabilecilik, sahte tanrılar edinme gibi câhili tutumlar İslam toplumlarında bir potansiyel risk olarak hâlâ mevcuttur.