9/10
·199 syf.··
2026 24. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 12:52
Öfke çoğu zaman kötü bir duygu olarak anlatılır. Bize öfkelenmememiz, sakin kalmamız, alttan almamız öğretilir. Bu yüzden kitabı okumaya başlamadan önce öfkenin nasıl kontrol edileceğine dair klasik bir kişisel gelişim kitabı bekliyordum. Fakat Öfke Dansı beklentimin çok ötesine geçti. Harriet Lerner, öfkeyi bastırılması gereken bir düşman olarak değil, dinlenmesi gereken bir haberci olarak ele alıyor. Kitabın en etkileyici yanı da buydu. Çünkü çoğu zaman öfkenin altında kırgınlık, değersizlik hissi, anlaşılmama, yalnızlık veya tükenmişlik olduğunu fark ettiriyor. Öfkenin kendisinden çok, bize anlatmaya çalıştığı şeyi anlamaya davet ediyor. Kitap boyunca en çok üzerinde durulan konulardan biri ilişkilerdeki tekrar eden kalıplar. Yazar buna “dans” diyor. Bir taraf sürekli fedakârlık yaparken diğer taraf almaya alışıyor; biri susarken diğeri konuşuyor; biri alttan aldıkça diğeri sınırları zorlayabiliyor. Zamanla bu roller normalleşiyor ve bir gün biriken duygular öfke olarak ortaya çıkıyor. İşte kitap, yalnızca öfkenin patladığı anla değil, onu oluşturan ilişki dinamikleriyle ilgileniyor. Okurken en çok altını çizdiğim düşünce şuydu: İnsanlar değişsin diye uğraşırken çoğu zaman kendimizi unutuyoruz. Oysa gerçek değişim, başkalarını kontrol etmeye çalışmakla değil, kendi tutumlarımızı fark etmekle başlıyor. Bu fikir ilk başta rahatsız edici gelebilir çünkü sorumluluğu başkalarından alıp bize veriyor. Ancak aynı zamanda özgürleştirici bir tarafı da var. Kitap özellikle kadınların hayatına dokunuyor. Sürekli anlayışlı olmaya çalışan, herkesi memnun etmeye uğraşan, kendi ihtiyaçlarını erteleyen kadınların zamanla nasıl görünmez bir öfke biriktirdiğini çok iyi anlatıyor. Bu nedenle birçok bölümde kendimden ve çevremdeki insanlardan izler buldum. Elbette kitap kusursuz
Öfke DansıHarriet Lerner · Varlık Yayınları · 20254,878 okunma
GÜZEL DE SENSİN ÇİRKİN DE
10/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 01:01
Bu yazar her romanında çıtayı arşa çıkarıyor . Daha iyisi olamaz diyorum daha iyisini yazıyor . Son sayfaya kadar ters köşeler bitmiyor . Heyecan , gizem , merak hep dolu dolu oluyor . Yazarımız güvenilmez anlatıcı tekniğini kullanmış ve sırayla karakterler anlatıyor bazen geçmişe gidiyor bazen şimdiye geliyorsunuz. Kitabın yarısına kadar “masum” olduğunu düşündüğünüz ve üzüldüğünüz karakter bambaşka biri çıkıyor .Hiçbir insanın aslında tamamen iyi ya da tamamen kötü olmadığını herkesin olayları ‘kendi penceresinden ‘ anlattığını ince ince işlemiş yazar . Şu cümleler çok çok hoşuma gitmişti okurken : Hayat hem güzel hem de çirkin, bizim de madalyonun iki yüzüyle birden yaşamayı ve karanlıktaki ışığı görmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Dünya Güzel Çirkin, ilişkiler Güzel Çirkin, insanlar Güzel Çirkin. Bunu anlamak hayatı yaşamayı kolaylaştırıyor . Ayrıca romanda erkek egemen dünya ve erkekler tarafından hayatı mahvedilmiş kadınlara da değinilmiş . İhanet , takıntılı sevgi , terkedilme , aile kavramının önemi , ölüm , yas , suç ve pişmanlık , hayattaki önceliklerimiz sıkmadan düşündürerek aktarılmış . Tam kitabın sonu istediğim gibi bitmedi derken bir ters köşe daha yaparak son kez sarstı beni :) Bu yazara ve kitaplarına bayılıyorum . Okuyun okutturun
Güzel ÇirkinAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20251,931 okunma
Reklam
Cetvel
8/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 14:41
Evrim Kuran’ın daha önce “Bir Kuşağı Anlamak” ve “Onlar Göçtü Buradan” eserlerini okumuştum. Bu iki eser, yazarın kuşak araştırmaları ve insan davranışları üzerine yaptığı araştırmalara dayanan, daha analitik kitaplardı. Cetvel ise deneme havasında, otobiyografik unsurlar barındıran bir kitap. Cetvel’ de yazar, diğer eserlerinden farklı olarak kişisel ve edebî bir dil tercih etmiş. Evrim Kuran’ın Cetvel kitabının merkezindeki metafor “cetvel”dir. Kitapta “sıfırdan başlamak” ve “kendi cetvelini oluşturmak” gibi fikirler üzerinde durulur. Bu şekilde okurların kendi hayatlarını hangi ölçülerle değerlendirdiklerini sorgulamaları amaçlanır. Evrim Kuran bu sorgulamayı yaptırırken akademik kimliğinden tamamen sıyrılarak kişisel gözlemlerini paylaşır. Bu da yazar ile okur arasında bir bağ kurulmasını sağlar. Çünkü yazarın yaşadıkları ve hissettikleri, birçok okurun yaşadıkları ve hissettikleriyle benzerlik göstermektedir. Evrim Kuran, kendi yaşamından yola çıkarak orta yaş dönemindeki insanların içinde bulunduğu içsel muhasebeyi başarılı bir şekilde okura aktarır. Kitabı okurken zaman zaman “Ben de bunu hissetmiştim” ya da “Ben de bu sorgulamayı yapmıştım” dedirten bir anlatımı vardır. Metinde gençlik, olgunlaşma süreçleri ve hayatın anlamı üzerine düşünmeye yönlendiren bölümler bulunmaktadır. Ayrıca yaşanmışlıkların insana kazandırdıkları üzerine düşünme fırsatı sunmaktadır. Cetvel kitabının güzel yönlerinden biri de Türkçede tam karşılığı olmayan ya da tek bir kelimeyle ifade edilemeyen duyguları farklı dillerden aldığı kavramlarla anlatmasıdır. Yazar, farklı kültürlerden aldığı bu kavramları Türk okuruna tanıtır. Bu kavramlar, insanın kendi yaşam ölçüsünü, yani kendi “cetvelini” oluşturmasına yardımcı olur. Kitapta kadınların yaşamları boyunca maruz kaldıkları ölçütlere
CetvelEvrim Kuran · Mundi Yayınevi · 2025143 okunma
Puan vermedi·752 syf.··
2026 257. kitabı
Turgut Özakman, yakın tarihimizin en büyük varoluş mücadelesini derin bir arşiv çalışması, edebi bir anlatı ve sarsıcı bir epik dil ile birleştirerek Türk yayıncılık tarihinde kırılması güç rekorlara imza atan bu anıt eseri ortaya koyuyor. *Şu Çılgın Türkler*, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde, küllerinden yeniden doğmaya çalışan bir halkın, imkansızlıklar ve yokluklar içinde Batılı emperyalist güçlere karşı yürüttüğü Kurtuluş Savaşı’nı (1914-1922 kesitinden ziyade özellikle 1921-1922 Milli Mücadele dönemini) tüm detaylarıyla ele alan devasa bir belgesel romandır. Yazar, elli yılı aşkın bir süredir topladığı belgeleri, anıları, askeri raporları ve telgrafları kuru bir tarih anlatısı olmaktan çıkarıp soluk soluğa bir kurguya dönüştürüyor. Roman; cephedeki Mehmetçiklerin, cephane taşıyan kadınların, kağnı kollarının, Anadolu’nun fedakar çocuklarının hikayelerini anlatırken; diğer yanda Ankara’daki siyasi çalkantıları, Meclis’teki ateşli tartışmaları ve cephe gerisinde dönen hainlikleri ya da kahramanlıkları muazzam bir panaroma halinde sunuyor. Özakman, Türk milletinin "bitti" denilen yerden, Sakarya’dan, Kocatepe’den nasıl bir iradeyle ayağa kalktığını, dâhiyane askeri stratejilerin arkasındaki o insani inancı ve adanmışlığı gözler önüne seriyor. Kitap, hamasi bir anlatının ötesinde, her satırı dipnotlarla, haritalarla ve gerçek vesikalarla desteklenmiş muazzam bir hafıza tazeleme kılavuzudur. *Şu Çılgın Türkler*; bir ulusun onur, bağımsızlık ve özgürlük uğruna neleri göze alabileceğini fısıldayan; tarihiyle yüzleşmek, cumhuriyetin hangi temeller üzerine kurulduğunu anlamak isteyen her neslin mutlaka okuması gereken evrensel ve sarsıcı bir başucu destanıdır.
Şu Çılgın TürklerTurgut Özakman · Bilgi Yayınları · 202324,6bin okunma
Puan vermedi·56 syf.··
2026 248. kitabı
Jack London, insanı vahşi doğanın karşısında çırılçıplak bırakan o amansız ve dondurucu evrenini, bu kez Alaska’nın uçsuz bucaksız beyazlığında geçen sarsıcı bir hayatta kalma ve gurur mücadelesiyle örüyor. Kitap, altının ve zenginliğin peşinden Klondike’ın o ölümcül soğuğuna gözü kapalı dalan beyaz adamın medeniyetten uzaklaştıkça geçirdiği zihinsel ve fiziksel dönüşümü, yerli halkların doğayla kurduğu o kadim ve saygılı bağla karşı karşıya getiriyor. Yazar, insanın doğaya hükmetme yanılgısını ve kibrini, eksi elli derecede donan nehirlerin, uluyan kurtların ve sessizliğin ortasında birer birer kırıyor. Kar kaplı o çetin coğrafyada hayatta kalmanın kuralı kas gücü ya da teknoloji değil; doğanın dilini anlamak, sabretmek ve içgüdülere kulak vermektir. London’ın o alametifarikası olan yarı belgesel, sert ve bir o kadar da lirik dili, okurun teninde o dondurucu Kuzey rüzgarını bizzat hissettiriyor. *Bir Kuzey Macerası*; sadece bir macera öyküsü değil; insanın kendi sınırlarıyla, yalnızlığıyla ve en ilkel korkularıyla yüzleştiği, medeniyetin sahte konforundan uzakta, doğanın o acımasız ama adil adaletini fısıldayan kısa, yoğun ve sarsıcı bir Jack London klasiğidir.
Bir Kuzey MacerasıJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202425,4bin okunma
9/10
·93 syf.··
2026 42. kitabı
İnsanın Dört Zindanı, Ali Şeriati'nin farklı fakültelerde vermiş olduğu konferanslardan derlenmiş bir eser. Şeriati, "İnsan Nedir?" ve "İnsanı beşerden ayıran nedir?" sorularını detaylıca cevaplandırarak insanı, bilinçli, seçici, yaratıcı ve sürekli gelişim/oluş süreci içinde olan bir varlık olarak tanımlıyor. İnsana özgü en üstün varoluş "başkaldırıyorum o halde varım"dır. Burada yazarın değindiği nokta, bilinç ve seçme özgürlüğüne sahip insanın, dört zindanından kurtularak hakikat perdesini aralaması ve ona ulaşma çabasıdır. Bu dört zindan; doğa, tarih, toplum ve benliktir. İçine doğmuş olduğumuz toplum, doğa ve sahip olduğumuz tarih, bizi şekillendirir, sınırlandırır, belli bir kalıba sokar ve roller biçer. Yani bi nevi bugünümüzü ipotek altına alır. Bu üç zindandan kurtulmak, bunların yapısını, felsefesini anlamak ve bu doğrultuda hareket etmekle mümkündür. Dördüncü zindan benlik(ego) ise, insanın en aciz olduğu zindandır. Buradan çıkış "Aşk" ile mümkündür. Yazarın aşktan kastı şudur: " Muktedir bir güç hesapçı ve oportünist akıldan daha üstün bir güç olmalı ki benim özümde, insan beninin özünde, fıtratımın derinliklerinde beni fışkırtsın, harekete geçirsin, içten kendime karşı bir devrim koparsın; yoksa bu iş doğal yasalarla olmaz, içten bana, bene karşı bir baş kaldırı kopmalı. Çünkü dördüncü zindan benim içimin bir parçasıdır." Tanrı varlığımızı bize vermiştir fakat mahiyetimizi kendimiz, kendi irademiz ile yapmalıyız, der. Bu dört zindanın esiri olan insan, geliştiği, tekamül kazandığı ölçüde bu zorlayıcı etkenlerin elinden kurtulabilir ve o zaman insan olma sürecine girerek bu belirleyicilik ve zindanlardan kurtulup özgürleşir.
İnsanın Dört ZindanıAli Şeriati · Fecr Yayınları · 20175,9bin okunma
Reklam
Reklam