Anlamaya çalıştıkça benliğim silindi; çünkü anlamak, sevmenin büyüsünü bozabilir.
Geç kaldığın sevmeler için Veya sakladığın düşler Bir koruma yeri değil hayat Bir nehir, anlamak zor olsa da Aynı su değil bak şu giden An aktı gitti İşte diyorum ki sen Hangi ana hazırladın kendini Hangi anı yaşayacağım dedin de Yaşayamadın bak bu işte, şu an giden… Ali İhsan Konuklu
Reklam
TARİH VASITA MI, ANA UNSUR MU?..
(...) Klasik usûlde nesh, vahiy devam ederken Şâri’in bir hükmü başka bir şer‘î delille kaldırmasıdır. Yâni neshin faili tarih, toplum veya sosyoloji değil; Allah’ın teşri irâdesidir. Mustafa Öztürk ise neshin gerçekleştiği tarihî ve sosyolojik zemini vurgulayarak, onu Kur’ân hükümlerinin tarihî şartlara bağlı değişkenliğine delil hâline getirir. Öztürk burada “diyakronik vahiy tecrübesi” ile “senkronik metin okuması” arasında ayrım yapmaktadır. Sahabe Kur’ân’ı diyakronik, yâni zaman içinde açılan ve olaylarla birlikte gelişen bir hitap olarak yaşarken; sonraki Müslümanlar Kur’ân’ı senkronik, yâni tamamlanmış ve bütün âyetleri aynı anda önlerinde duran yazılı bir metin olarak okumaktadır. Öztürk’e göre tarihselci okuma, işte bu farkı dikkate almak zorundadır. Çünkü Kur’ân’ın bugün ne söylediğini anlamak, onun ilk olarak hangi tarihî bağlamda, hangi şartlara cevap olarak ve hangi teşri seyri içinde konuştuğunu anlamaktan ayrılamaz. Burada ince fakat belirleyici bir kayma vardır: Anânevî anlayışta tarih, hükmün iniş vasatıdır; Öztürk’ün yorumunda ise tarih, hükmün mahiyetini belirleyen ana unsur gibi görünmeye başlar. -REHA KANSU, "Tarihselcilik ve İslâma Muhatap Anlayış", -I. Mustafa Öztürk’ün Dilinden Tarihselciliğin İddiaları-, besincidevre.org, 18 Haziran 2026-
İslam'da Tarihselcilik
Benden gelsin
Bazı şeyleri anlamak için sadece görmek yetmiyor. İnsan önce o anlayışa dönüşüyor, sonra aynı şeye yeniden bakıyor. Meğer bazı cevaplar karşımıza çıkmıyor; biz onlara hazır hale geliyormuşuz.
Alıntı
Bir insanın ne dediğini anlamak zekâ işidir. Neden söylediğini anlamak empati işidir. Söylediklerinin başkaları üzerindeki etkisini önemsemek ise vicdan işidir.Bu üçünden biri eksik olduğunda iletişim teknik olarak gerçekleşebilir, fakat gerçek anlamda bir bağ kurulamaz.
Duygu ve Düşünce
Seni çözmeye çalıştıkça aşkını düğümlemişim ruhuma… Çözdükçe çoğalan, sustukça konuşan bir sır olmuş içimde. Her düğümde adın var, her kördüğümde “O Ebedî Sevgili”nin mührü. Anladım ki seni anlamak değilmiş muradım; sende aşkla kaybolmak, sende aşkla bulunmakmış. Ben seni çözdükçe, sen beni benden almışsın. Ve şimdi ne ben varım ortada, ne düğüm ne de sende gördüğüm… Sadece aşk var, sadece O Ebedî Sevgili… Celle celâlühû. ___ /Güven Taşdemir
1000Kitap
Reklam
Reklam