Zavallı şarlatanları ve kültürel açıdan geri kalmış halkları kendinize örnek almayın, çünkü onlar uygar halkların yaşamını anlamak için ilk olarak arka avluya bakar ve çöp kutularını araştırırlar.
Fethettiği yerlerde milli,dini ve kültürel varlıkları yok etmek konusunda utangaç davranan tek milletin mensubu olmakla övünsek de bize karşı aynı tavrın gösterilmemiş olmasının faturasını anlamak için elimizde bir belge bırakılmaması da ironik ve trajiktir.
Roman yazmak için çok roman okumak gerekir. Bununla aynı şekilde karakter oluşturmak için de pek çok insanı bilmek gerektiğini söyleyebilirim. Bilmekten kastettiğim, karşındakini anlamak, hem de çok iyi anlamaktır.
Kendi üzerine sürekli derinlemesine düşünmek, insanın kendisini daha iyi anlamasını, benliğini daha iyi hissetmesini sağlar, böylece insan kendi kendisiyle empati kurar. Bu temelde başkalarıyla empatimiz de gelişir, onlara daha fazla anlayış gösterir, onların ne hissettiğini daha iyi hissedebiliriz.
İnsanın kendisine anlayışla yaklaşması, benliğe yarı bilimsel bir nesnellikle nüfuz edecek kapsamlı, derine inen hatta uçuruma bakan bir öz idraki de gerektirmez. Benliğin her şeyini tastamam anlamak herhalde pek mümkün değildir, tıpkı bir arkadaşlıkta veya aşkta da ötekinin her şeyini her zaman anlayamayacağımız gibi. Bunu kabullenmemiz mümkün olursa, kendini idrake dönük ebedi ve nafile çabanın yerinde kendini tanımayı koyabiliriz. Bu, hayatı kolaylaştırır ama hiçbir zaman da bitmeyen bir çabadır, çünkü hep tanıyıp öğrenecek yeni şeyler olur. Kendini tanımak, kendisi için iyi olabilmesi ve buna dayanarak başkalarıyla da alakadar olabilmesi için yeter insana.