Halil Akbulut

Halil Akbulut
@Akbulut076
Sayfalar arasında yaşayan, kahvesini soğutan ve altını çizdiği cümlelerde kendini bulan bir okur.
9/10
·100 syf.··
2026 56. kitabı
ilk bakışta çocuk kitabı gibi duruyor ama aslında yetişkinlerin biraz canını acıtan, biraz da içini yumuşatan bir hikâye. Bir çocuğun gözünden dünyayı izliyoruz ama her sayfada “biz ne ara bu kadar karmaşık olduk?” sorusu kafaya çakılıyor. Küçük Prens’in gezegenden gezegene yaptığı yolculuklar aslında insan tipleriyle yüzleşme gibi: güç peşinde koşan kral, yalnızlıktan kaçan içici, sürekli sahip olmak isteyen iş adamı… Her biri biraz tanıdık, biraz rahatsız edici. En vurucu tarafı ise Küçük Prens’in o saf bakışı. O, yetişkinlerin “mantık” diye savunduğu şeylerin çoğunu anlamıyor çünkü aslında gereksiz buluyor. Ve kitap ilerledikçe fark ediyorsun ki belki de haklı. Tilki kısmı ayrı bir yer ediyor insanda: “Evcilleştirmek” meselesi… Bağ kurmanın sorumluluk getirdiğini, ama aynı zamanda hayatı anlamlı kıldığını çok sade bir dille anlatıyor. O sahne bitince hafif bir boşluk kalıyor zaten. Sonu da öyle “büyük olay” gibi değil ama duygusu ağır. Sessiz bir vedası var kitabın. Kısacası: kısa, basit gibi ama içinde insanı büyüten bir şey var. Bir kez değil, farklı yaşlarda tekrar okunması gereken kitaplardan.
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Hece Yayınları · 2015280bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·83 syf.··
2026 10. kitabı
Küçük hacmine rağmen insanın zihnine çivi gibi çakılan türden bir hikâye. Olay aslında basit gibi başlıyor: bir gemi yolculuğu, dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic ve onun karşısında sessiz, gizemli Dr. B. Ama Zweig öyle bir atmosfer kuruyor ki, sayfalar ilerledikçe “bu bir satranç kitabı değil, insan zihninin sınırlarıyla ilgili bir gerilim” demeye başlıyorsun. Dr. B’nin hikâyesi özellikle insanı sarsıyor. Yalnızlık, izolasyon ve zihnin kendi kendini tüketmesi… Bir noktadan sonra satranç onun için bir oyun değil, hayatta kalma meselesi oluyor. En çarpıcı tarafı da şu: zeka bazen kurtuluş değil, tam tersine bir hapishane olabiliyor. Czentovic ise tam zıt kutup. Donuk, kaba ama inanılmaz pratik bir zekâ. Zweig burada “doğuştan yetenek vs. sonradan kazanılan bilgi” çatışmasını çok net hissettiriyor. Kitap ilerledikçe gerilim artıyor, finaldeki maç sahnesi de neredeyse nefes tutarak okunuyor. Ama asıl vurucu olan satranç değil; insan zihninin baskı altında nasıl değiştiği. Kısa ama tokat gibi bir kitap. Bitirince bir süre kafanın içinde dönüp duruyor.
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,5bin okunma
“İnsan yüreği bir sarkaç gibidir işte böyle. İstediği noktaya ulaştığı anda tüm hızıyla tam tersi tarafa kaymaya başlar.”
“Hızlanarak, yavaşlayarak, türlü sesler çıkararak ve bir yerlere bakarak yaşayıp gidiyorlardı. Bir gün onlardan biri haline geleceğimi düşünmek beni hasta ediyordu.”
“Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar. Ben Alper Kamu, birkaç ay önce beş yaşına bastım. Doğum günüm yaklaşırken vaktimin büyük kısmını pencerenin önünde, dışarıdaki insanları izleyerek geçiriyordum.”