Dünya, seyyahların dilinde ve gözünde genişler, çoğalır diyen İlber Ortaylı, bu eserinde bizi uçsuz bucaksız bir seyahate çıkarıyor.
Gel, Dünyayı Keşfedelim, bize İlber Ortaylı'nın seyyah kimliğini tanımamızda da büyük rol oynuyor. Ortaylı'nın deyişiyle Orta Asya'dan Avrupa'ya, Balkanlar'dan Orta Doğu'ya geniş bir coğrafyada seyahate çıkıyoruz.
İlber Ortaylı ile köprüleri, kaleleri, çarşıları, çölleri gezdikten sonra en başa, yani Türkiye'ye dönüyoruz. Ülkenin tarihi yerlerini, gezilip görülmesi ve tanınması gereken noktalarını kapsayan yeni bir harita çıkararak okuyucuyu eserle baş başa bırakıyor.
Ayrıca Türkiye'ye dair yazılarını ayrı bir bölümde kaleme alması dikkatimi çekti. Bu durum, ülkenin geçmişten günümüze taşıdığı kıymeti yeniden gün yüzüne çıkarması açısından önemli bir gelişme. Ancak ülkenin bu kadar sınırlı bir alanda tanıtılmasını pek hoş karşılamadım. Şu konuda hepimiz hemfikiriz ki Türkiye, coğrafi açıdan çok zengin, üç tarafı denizlerle çevrili, tarihi mirası ve çok kültürlü yapısıyla dikkat çeken bir ülke. Eserde Türkiye'ye ayrılan kısımda daha fazla yer eklenebilirdi, daha fazla şehir tanıtılabilirdi diye düşünüyorum.
Son olarak, İlber Ortaylı'nın seyyah kimliğinden ve muhteşem kaleminden dökülen bu eser, okunmaya ve tanınmaya değer...