Akif G.'in Kapak Resmi
Akif G. tekrar paylaştı. 22 saat önce
Hakime Hanım, bir alıntı ekledi.
Dün 19:41 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

"Ve gözlerinden; birlikte ebediyen mutlu olabilirdik, dediğini okudum."

Ezilenler, DostoyevskiEzilenler, Dostoyevski
Akif G. tekrar paylaştı. Dün 01:08

Yıl 1941... Cahit Sıtkı Edremit Burhaniye’de yedek subay.

Göreve gittiği gün bölük yazıcısından künye defterini ister. Defteri tararken Abbas oğlu Abbas adı dikkatini çeker.

Eli sakat olduğu için çürüğe ayrılmış bir erdir Abbas...

Askeri çağırtır. İçeri yiğit bir er girer, selam çakıp "Abbas oğlu Abbas, emret komutan!" der.

- Nerelisin Abbas?

- Memleket Mardin, kaza Midyat komutan.

- Abbas benim emir erim olur musun?

- Sen bilir komutan!

Abbas, Cahit Asteğmen’in evinin altındaki boş odaya taşınır ve kısa zamanda zekası ve sıcakkanlığıyla komutanını etkiler.

Sabahları erkenden kalkar, kahvaltısını hazırlar, kıyafetlerini ütüler, evin temizliğini yapar, yemeğini pişirir.

* * *

Akşam olunca çilingir sofrasını kurar, güzel mezeler yapar.

Komutan zamanla bu saf ve temiz Anadolu çocuğunu çok sever.

Akşamları demlenirken onunla dertleşir.

Böyle bir keyif gecesinde Abbas’a şöyle bir soru yöneltir:

- Sen İstanbul’u bilir misin Abbas?

- Bilir komutan.

- Orda bir Beşiktaş var bilir misin?

- Bilir komutan. Ben orda acemi birlikteydim.

- Orda benim bir sevgilim var... Sen bana kaçırıp onu getirir misin?

- Elbet komutan.

Sabah olur, Cahit Sıtkı bakar Abbas yeni asker kıyafetlerini giymiş, tıraş olmuş, sorar:

- Hayırdır Abbas, neden böyle hazırlık yaptın?

- Ben İstanbul’a gidecek komutan.

- Ne yapacaksın İstanbul’da?

- Sen söyledi. Ben gidecek sana sevgiliyi getirecek!

Şair duygulanır. Gözyaşlarını gizlemek için arkasını dönüp evden çıkar.

* * *

Akşam eve dönünce rakı sofrasını kurdurur ve Abbas’ı karşısına oturtur.

Birlikte yer içerler ve Cahit Sıtkı alır kelemi káğıdı eline o sofrada ünlü şiirini yazar:

Haydi Abbas, vakit tamam;

Akşam diyordun işte oldu akşam.

Kur bakalım çilingir soframızı;

Dinsin artık bu kalp ağrısı.

Şu ağacın gölgesinde olsun;

Tam kenarında havuzun.

Aya haber sal çıksın bu gece;

Görünsün şöyle gönlümce.

Bas kırbacı sihirli seccadeye,

Göster hükmettiğini mesafeye

Ve zamana.

Katıp tozu dumanı,

Var git,

Böyle ferman etti Cahit,

Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;

Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

Adam elinde bir bıçak ile camiye girer:
“Ey cemaat içinizde Müslüman olan var mı_?” diye bağırır.
Herkes susar.
Ancak yaşlı bir amca kalkar “Ben varım” der.
Bıçaklı adam amcaya, bir dakika dışarı gelir misin diyerek koluna girer camiden çıkarlar.
Biraz ötede bağlı bir koyunun yanına gidip,
“Amca; bu kurbanı kesmeme yardımcı olur musun, İslami, kurallara uygun keselim” der.
Amca koyunu kesmeye başlar. Yaşlılık bu ya her taraf kan olur.
Amca; “Oğlum yoruldum camiye git başka birini bul” der.
Adam elinde kanlı bıçağı ile camiye girerek bağırır.
“İçinizde başka bir Müslüman var mı ?”
Yaşlı amcayı götürüp kestiğini zanneden cemaat ses çıkarmaz, ama topluca dönüp imama bakarlar.
İmam “Ne bakıyorsunuz ulan, iki rekat namaz kıldırdık diye Müslüman mı olduk!” der. :)

Sen bana aitsin. Bazı şeyler başka şeylere aittir. Mesela tuz denize, kuş gökyüzüne, savaş emperyalizme, sen bana.

Cemal Süreya

Akif G., bir alıntı ekledi.
22 Haz 12:53 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Son derece iyi; fakat zayıf sinirli insanlar hep böyledir. İyiliklerine rağmen kederlenmek, hiddetlenmek, onları adeta sarhoş eder. Bundan zevk alırlar ve mutlaka başkalarına, suçsuz, çoğunda da en yakınlarından birine çatarlar. Mesela kadınlar, ortada incir çekirdeğini dolduracak bir sebep yokken kendilerini bedbaht hissetmeye ihtiyaç duyarlar.

Ezilenler, DostoyevskiEzilenler, Dostoyevski
Akif G., bir alıntı ekledi.
22 Haz 00:08 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Eski çocuksu Nataşa değilim, hayatta çok şey gördüm, istediğim kadar gönlüme göre hareket edeyim, hep geride kalan mutluluğu özleyecek, çocukluktaki gibi olmadığıma üzülecek; zaten geçmiş insana hep hoş görünür.

Ezilenler, DostoyevskiEzilenler, Dostoyevski

Biliyor musun üstad ;
Hala kirlenen renkleri temizleyebilecek çocuklar var
Ah bi de
Bi de
Vurulmasalar…

Özdemir Asaf

Phoolan Devi, Haydutlar Kraliçesi
-11 yaşında kocaya satıldı
-14 yaşında tacizci kocasını terk etti, kaçırıldı, koca bir köyün tecavüzüne uğradı
-18 yaşında çete lideri oldu, Robin Hoodvari bir şekilde zenginlerden alıp yoksullara dağıttı
-20 yaşında tutuklandı, Hint yoksul alt tabakalarında efsane oldu, teslim olduktan sonra mahkemeye çıkarılmadan 11 yıl cezaya çaptırıldı, cezasını çetesinde yer alan erkeklerle birlikte aynı koğuşta kalarak tamamladı,
-31 yaşında parlamentoya girdi ve yasa koyucu oldu
-Evinin önünde öldürüldüğünde 38 yaşındaydı.
öfkeli kitlelerin hükümeti onu korumamakla suçlayan sert protestolarıyla gömüldü.
"Doğduğumda bir köpekten daha değersizdim, şimdi bir kraliçeyim. Çoktan ölmüş olmalıydım, ama hala canlıyım. Tanıklığım, benimki gibi bir yaşamın bir daha asla yinelenmemesi için yeryüzündeki tüm yoksullara ve ezilmişlere uzanan bir el olsun…"

Bektaşi ile Hacı ;
Osmanlı, zamanında ramazanda içki içerken yakalanırlar. Kadı yaptıklarının cezasının ne olduğunu bilip bilmediklerini sorar bunlara.
Hacı af dileyerek :
''Şeytana uyduk kadı efendi '' der ancak Kadı, Hacı'ya idam cezası verir.
Bektaşiye sıra gelir ve der ki :
- Kadı efendi ben gayri-müslümüm, bana oruç farz değildir.
Kadı Bektaşiyi serbest bırakır.
Bektaşi kadıya sorar :
- Kadı efendi ben de şehadet getirsem, müslüman olsam, arkadaşımı da bağışlar mısın ?..
Kadı efendi düşünür :
'' Gavuru müslüman yapmanın ona sağlayacağı sevabı hesap eder ve Hacı'yı da affeder. ''
Kadının huzurundan ayrıldıktan sonra hacı şaşırarak Bektaşiye sorar :
- Sen ne biçim adamsın be, bir dinli oluyon bir dinsiz, sende iman yok mu bire münafık ?!..
Deyip azarlar.
Bektaşi de:
- Gavur oldum kendimi, müslüman oldum seni kurtardım be. Peki sen ne işe yaradın ?!...

Akif G. tekrar paylaştı. 19 Haz 20:06
mithrandir21 | Uğur D., Sessiz Ev'i inceledi.
 19 Haz 10:18 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Orhan Pamuk’un gençlik dönemi romanlarından ve tepki gördüğü, sevilmediği, sevilmemesi için içinde birçok görüşler, mesajlar verdiği aslında doğru olanı da bir başka harika postmodern romanı. Sevilmez ülkemizde Orhan Pamuk da postmodern kitaplar da, sevilmemeleri için birçok sebepleri var çünkü. Ülkemiz daha tam olarak modernizm içinde olamamışken modernizm sonrası postmodern romanların, postmodern yazarların sevilmemesi gibi olağan bir şey yoktur; ama maalesef Orhan Pamuk’tan bırakın bir kitap okumayı, bir cümle okumadan daha kitaplarını eline almadan her türlü kampanyalara katılıp kendisi hakkında hükümler veriler. Bunu yaparak da aslında Orhan Pamuk ve benzeri yazarların sadece kitaplarında yazdığını onaylamış, tasdiklemiş olurlar. Sessiz Ev, Pamuk’un son dönem romanlarına göre cümleleri bazı yerlerde, kısım kısım daha acemice geliyor (özellikle kitabın başlarında); ama 30 yaşa göre de çok çok iyi cümleler, sadece ufak farklar var. Kitapta birçok karakter var ve her bir bölümü bir karakterin ağzından, gözünden okuyoruz. Orhan Pamuk, Sessiz Ev’i ilk basımından 30 yıl sonra, Yapı Kredi’nin bu baskısında tekrardan gözden geçirip hem bölümlere bölüm başlıkları koymuş hem de anlatımdaki bazı tekrarları kitaptan kaldırmış ve yayınevinin dediğine göre de yeni okurları için daha okunaklı hale getirmiş. Bölümlere başlık koyulması gerçekten de çok iyi olmuş önemli bir geliştirme. Her bölümde farklı bir karakter olduğu için ve her bölümü de o karakterlerin ağzından okuduğumuz için karışıklık olmaması bakımından çok çok önemli, yoksa bölüm başladıktan bayağı bir sonra kimin konuştuğunu anlamakta güçlük çekerdik.

Babaanne Fatma Hanım’ın eş ve oğlu hatta gelini vefat ettikten sonra yanında bir cüce ile yaşamaktadır, torunları da genelde yazdan yaza kendisini ziyaret ederler. Sessiz Ev de bu ziyaretlerden herhangi birinin başında başlıyor, ziyaretin başladığı dönem de ülkenin en karışık dönemlerinden biri, sağ ve sol kapışmasının artık her yere bulaştığı, insanların okuduğu gazetelere göre yargılanıp haklarında tavırlar sergilendiği 12 Eylül öncesi. Babaanne Fatma Hanım’a evine ziyarete gelen torunlarının geliş süreci, gelirken civarı görmeleri, gördükleri kişiler için yorum yapmaları tamamen içimizden, tamamen kültürümüze uygun. Selahattin Darvinoğlu, soyadından da anlaşılacağı üzere kitabın düşünce olarak, doğu ile batı arasındaki uçurumunu dile getiren baş karakter. Soyadı Darvinoğlu ya, Allah yok der bu kişi hatta Allah da öldü der de düşüncelerini belirtir ve din adına, yaratıcı adına, dini mensuplar adına birçok söylemler eder, doğu ile batının arasındaki uçurumu, farkı kapatmayı düşündüğü, istediği için de bir ansiklopedi yazar. 48 ciltlik bu ansiklopedinin doğu ile batının arasında olan uçurum gibi dediği farkın kapatacağını düşünür ve düşündükçe de düşüncelerini okuruz. Fatma Hanım rahmetli eşi ile arasındaki konuşmalarını düşünür ve hatırlar, hatırlar ve torunları ile beraber düşünürler de Darvinoğlu’nun doğrusunu, yanlışını bizlere belirtirler. Darvinoğlu’nun dediklerinin bir kısmı doğru olsa da dinden ziyade aslında çoğunlukla din adına olan beşeri bilgilere karşı doğrudur.

Orhan Pamuk bazı bölümlerde, özellikle de Babaanne Fatma’nın diyaloglarını ve düşüncelerini José Saramago gibi aynı uzun cümlenin içinde virgüllerle ayırmış. Babaanne Fatma’nın bölümlerini, anılarını, anıları içindeki diyalogları, düşüncelerini virgül ile ayırıp yazarken dili ise Saramago’ya göre daha ağır. Saramago’nun yazılarında şöyle bir şey var, bilmiyorum Saramago’nun kendi tekniği mi yoksa çevirmen veya Türkiye yayıncısının yaptığı bir şey mi ama diyalogları ve düşünceleri aynı cümle içinde virgül ile ayırırken diyalog sırası ya farklı kişiye geldiğinde ya da diyalog değiştiğinde bir düşünceye veya betimlemeye geçtiğinde büyük harfe geçiş olup devam ediyor; ama Orhan Pamuk’un yazımında ise bu geçişlerde büyük harf olmadığı için dediğim zorluk kendini belli ediyor. Yer yer virgülden sonrası okunup, kelimelerdeki vurgu kavranıp geçiş yaptığı anlaşılıyor, çünkü aynı kişinin kendi içindeki konuşmalarında da virgül kullanılıyor. Fatma Hanım’ın virgüllü şekilde zihninin içindekiler verilirken, cümle, bir kelime ile aniden kesilip, bir alt satıra geçip tırnak işareti içinde, normal romancılıkta gördüğümüz, bildiğimiz diyaloğu okuduktan sonra Fatma Hanım’ın düşüncesine bir alt satırdan son kelimenin arkasından gelen kelime ile devam etmek bence çok başarılı şekilde kâğıda dökülüp yazılmış, şüphesiz bilinç akışını çok başarılı gerçekleştiriyor.

Sessiz Ev, okunması gereken çok iyi bir kitap.

Kitabı okuyan arkadaşlar için de fan yapımı kısa filmini izlemelerini tavsiye ederim.

https://www.youtube.com/watch?v=qD4ESIY0ywI