o dönemde bazı yarı farkındalık anlarında bilincine tam varmadan içimde özlemini çektiğim şey, arzulardan ziyade arzulanma arzusuydu; daha güçlü, daha bağımsız, daha doyumsuz istek duyma daha yoğun yaşama belki de acı çekme ihtiyacıydı. fazlasıyla aklı başında bir yöntemle varoluşumdan bütün çelişkileri uzaklaştırmıştım ve bu çelişki yokluğu canlılığımı söndürüyordu. isteklerimin giderek daha da azaldığını zayıfladığını ,duygularıma bir tür donukluğun yerleştiğini görüyordum; belki de en iyisi şöyle ifade edecek olursam, bir tür ruhsal iktidarsızlık ve yaşamda tutkuyla yer alabilme yetersizliği hissettiğimi söyleyebilirim.
Zira senin iyi bir insan olduğunu yüreğinin en derin noktasında hep yardıma hazır olduğunu biliyorum. Sen herkese yardım edersin, istediği takdirde sana en yabancı olana bile. Ama çok tuhaf bir iyilik seninkisi, herkese açık olan,böylece de isteyenin ellerine sigdirabilecegi kadarını alabileceği bir iyilik;büyük,sonsuz büyük senin iyiliğin ,fakat aynı zamanda da -affina sığınarak soyluyorum-tembel bir iyilik. Uyarilmak istiyor,gelip alsınlar istiyor. Sen ancak yardıma çağrıldığında, senden istendiğinde yardım ediyorsun .hoslandigin zevk aldığın için değil fakat utancından zayıflığından ötürü yardım ediyorsun. Sen-izin ver de açıkça söyleyeyim bunu-sikinti ve acı içindeki insanı mutlu olan kardeslerine yeglemiyorsun. Ve senin gibi insanlardan,hatta onların en iyilerinden bile blr şey istemek zordur.
Zweig,henüz başlangıçta *sana beni hiç tanımamış sana* diyerek kitabın gidişatı hakkında net bir ipucu vermiş. Akıcı bir kitap olsa da o istenilen vuruculuğu yakalayamadım ben.
Yine bir kitapta saplantılı aşk intiharla sonlandı.
Beyaz gül masumiyet anlamına gelir böyle bir detay düşünülmüş ise hoş olmuş.