Büyükbabam da her zamanki öğütlerine başladı:
— Bir olmadan bin olmaz! Ne olmazmış? Metin,
— Bin olmaz! dedi.
— Aferin! Damlaya damlaya göl olur. Ne olurmuş?
Ben, Metin'den önce davranıp,
— Göl olmaz! dedim.
Büyükbabam,
— Nasıl, dedi, göl olmaz mı?
— Olmaz, büyükbaba.
Çatık kaşla,
— Ya ne olur? dedi.
— Damlaların düştüğü yer çukursa göl olur.
Ama çukur değilse... Damlar, damlar, damlar...
— Eeee? Sonra?
— Sel olur, akar gider...
— Ya üçüncü çocuğunuz da kız olsaydı?
— Ne yapalım, öyle olurdu...
— Babam, oğlan olsun, diye bir çocuk daha
ister miydi?
— İsterdi belki... Ama ne diye bunları sorup
duruyorsun?
— Hiç, sordum işte.