Babil, bir zamanlar toplum refahının zirvelerde olduğu; ticaretin, tüccarların, zenginliğin sembolü olan bir şehirdi. Kitapta zengin ve özgür bir birey olmanın kimin ne kadar mal varlığı veya ne kadar aylık kazancının olmasıyla alakası olmadığının aksine elinde var olan finansal gücü daha fazla paraya çevirip çeviremediğinle alakalı olduğundan bahsediyor. Özet bir dille biriktirdiğin paraları harcamak yerine onların senin için para kazanmasına müsade etmediğin takdirde hiçbir zaman zengin veya özgür bir birey olamayacağını söylüyor. İnsanlar genellikle paralarını gündelik ihtiyaçları dışında lüks eşyalar, gereksiz harcamalar yaparak kullanırlar. Bunu yaparlarken geleceklerini kurtaracak olan kendilerine para ayırmayı ihmal ederler. Bu durum da onları fakirlik ve yetersizlik çukurunun içerisine sürükler. Kendilerine ayırdıkları paranında zenginlik yolunda yetersiz olduğunu onu işini çok iyi bilen birinden tavsiye alarak işletilmesi yani biriktirdiği paranında iyice tecrübe edilmiş bir tavsiyeyle yatırıma aktarılması gerektiğini vurguluyor. Dolu cüzdan her zaman boş cüzdandan daha iyidir. Para günümüzde hatta o zamanlarda bile özgüvenin kaynağıydı. Paran nisbetinde güçlüydün ve hayatın tadını ancak parayla çeşitlendirebilirdin. Bu paranın babadan oğula geçmesiyle gelecek bir zenginlik değil. Bu senin ruhunun finansal özgürlüğe layık olup olmadığıyla alakalıdır. Bir insanın ruhu ve zihni fakirse elbet milyon dolarları olsa da hayatını bir fakir gibi idame ettirecektir. Tam tersi eğer bu adam zengin bir ruha sahipse bir köle olarak yaşadığı bu hayatından elbet bir gün saygı duyulan bir pozisyona kendisini getirecektir.
Kitap eski zamanların fakirlikten gelme zengin Babil insanlarının tavsiyelerinden oluşuyor. Günümüze uyarlamak olanaksız gözüküyor. Sadece