Vahdettin kabinelerinde benim için iki zıt fikir olduğunu yukarıda söylemiştim: Biri, beni lehlerinde kazanmaya çalışanlar; diğeri ise hiçbir suretle itimat edilmemek lazım olduğunu iddia edenlerdi.
Aylarca süren münakaşalardan sonra hangi fikir hak kazanmış, bilir misiniz?
“Mustafa Kemal'e emniyet edilemez! Mustafa Kemal, İstanbul'da birtakım menfi telkinler, belki hazırlıklar yapıyor. Bu adamı İstanbul'dan uzaklaştırmak lazımdır. Mustafa Kemal'i Anadolu dağlarına atmalı ve orada çürütmeli!”
Nihayet bu karar üzerinde mutabık kalmışlar. Bunu işiten yakın arkadaşlarım beni tebrik ettiler.
Beni İstanbul'dan çıkarmakla ağır bir yükten kurtulacaklarını zannedenler, makul bir sebep aramakla meşgul idiler. Nihayet bu sebep, işgal kuvvetleri zabitlerinin raporlarıyla dolu bir dosya hâlinde ellerine geçti.