”İğrençsin,” dedi dudaklarını tiksintiyle büzerek. “Hepiniz iğrençsiniz. Bütün erkekler. Genç, yaşlı, çocuk, cüce… Hepiniz.”
”Doğru ama siz de çok matah sayılmazsınız,” diyerek ayağa kalktım. Yanına gidip bira kutusunu elinden aldım ve kafama dikledim. Şaşkın şaşkın suratıma bakıyordu. Biradan büyük bir yudum daha aldım. “Kendinizle yüzleşmekten kaçıp aşağılık arzularınıza budala erkekleri alet ediyorsunuz. İstediğiniz olunca pişmanlık, olmayınca da histeri krizleri geçiyorsunuz.”
Bütün orta sınıf çalışanları gibi iş günlerini hafta sonunu bekleyerek, hafta sonunu da iş günlerini özleyerek geçiriyorlardı. Ömürlerinin son dakikasının nasıl geldiğini anlamayacakları bile. Sistemin zaferi.
İnsanın Tanrı’yı görmeye katlanamadığı için ışığa ihtiyaç duyduğu gibi tuhaf bir fikre kapılıverdim. Karanlık Tanrı’nın ta kendisiydi. Size şahdamarınızdan daha yakın, her yerde olan ve gören, her zaman sizi sarmalayan başka kim olabilirdi ki? Siz onu göremezdiniz, çünkü ışığın ardına saklanırdı.