En eski hikayeyi alıp, üzerine Sezgin Kaymaz’ın muazzam hayal gücünü ve samimiyetinin boca edildiği bir kitap.
Kutsal metinlerdeki o mesafeli, didaktik anlatının yerini, kanlı canlı, merak eden, hayal eden, acı çeken ve birbirine yapışan karakterler almış. Şeytan’ı o bildiğimiz mutlak kötü figüründen çıkarıp, Adem ile arasındaki o tuhaf, kadim ve neredeyse trajik bağı anlatması çok sarsıcı. Birbirine mecbur iki varlığın hikayesi bu.
Azazil'in iç dünyası ve kibri üzerinden ilerleyen bölümler oldukça ilginçti. Onun gururu, öfkesi ve yaşadıkları hikayeye farklı bir boyut katıyor.
Adem’in şaşkınlığını ve yeryüzüne fırlatılmış olmanın verdiği o çıplaklık hissini öyle bir anlatmış ki, "insan olmak aslında bir ceza mı yoksa bir ödül mü?" diye sormadan edemiyorsun. Cennetten kovulma meselesi ancak bu kadar ironik ve bir o kadar da hüzünlü anlatılabilirdi. İnsan ister istemez kim haklı, kim haksız diye düşünmeye başlıyor. Kendimi özellikle Azazil'in bakış açısından düşünürken buldum, bazen de yapılanların sonuçlarını izler gibi hissettim.
Bu sadece Adem’in değil, hepimizin hikayesi. Sezgin Kaymaz, o devasa yaratılış mitini almış, mutfağımıza kadar sokmuş ve bize aynada kendimizi göstermiş. Ateşin gerçekten canımıza yapıştığı, ama o ateşin içinde pişip insan olduğumuz bir yolculuk bu.