"Ah, ne kadar kolaydı, diye hiss ettim, başkasına mutluluk vermek ve bununla mutlu olmak"-hikayenin tek cümlelik özeti. Tüm kişisel gelişim kitaplarının anlatmaya çalıştığı ama başarısız olup anlatırken eline yüzüne bulaştırdıkları bir fikri öyle güzel anlatmış ki bu hikaye.
Yaşadığı monoton hayatın etkisiyle tüm duygularını neredeyse kaybetmiş-tamamen değil, çünkü duygusuz olduğunun ve bunun getirdiği eksikliklerin farkında-bir adamın hikayesi. O kadar duyarsızlaşmış ki, kendi sözleriyle anlatsak "biri bana bir tabanca doğrultsa bile kalbim etraftaki on binlerce insanda olacağı gibi hızlı atmayacaktı". Ama bir gecede, olağanüstü bir gecede ,yaşadığı bir olay kahramanımızı tamamen bambaşka biri yapıyor (o kadar ki, hikayenin başında hikayesini anlattığım bu olay benim değil, başka birinin başından geçmiş, çünkü o geceden sonra tamamen farklı, şimdiki insan olarak çıktım, diye uyarıyor bizi). O olaydan sonra duyguları hızla yükselişe geçiyor, sanki en üst düzeyde uyarılıyorlar. Böyle ki, bir köpeğin oyunları bile onu hayranlığa düşüre biliyor, aç bir insanın bakışı onu derinden sarsıyor. Her şeye dikkat edip, hiç bir şeye umarsız kalamıyor. Sokaktaki kahya ona hikayesini anlatıyor ve bu hikaye adama Shakespeare trajedilerinden daha fazla dokunaklı geliyor (Kitapta en sevdiğim şeylerden biri bu tarz çok canlı ve başarılı benzetmeler). Peki kahramanımız bu seviyeye nasıl ulaşıyor? Basit, vermekle. İnsanlara bir şeyler vermekle, karşılıksız iyilikler yapmakla, kısacası mutluluk dağıtmakla.
Bana göre bu kitabı okuyan her kes içinde kendinden bir şeyler (birden fazla şeyler hatta) bulacaktır. Anlatılan bir çok duyguyu yada düşünceyi harfiyen yaşadığınızı göreceksinizdir. Mesela ben bir çok yerde bunu yaşasam da, en çok etkilendim kısım şu oldu: "bir zamanlar can sıkıcı