Soğuk ellerimle tuttuğum bir kase çorbayı oburca içiyordum. Pencereden dışarı bakmış bulundum. Henüz götürülen ceset bana donuk gözlerle bakıyordu. İki saat önce o adamla konuşmuştum. Şimdi de çorbamı içmeye devam ediyordum.
"Geçici varoluşu"nun sonunu görmeyen bir insan, yaşamdaki nihai bir hedefe yönelemiyordu. Normal yaşamdaki birisinin tersine, gelecek için yaşamaktan çıkıyordu. Bu nedenle içsel yaşamının yapısının tamamı değişiyor, yaşamın diğer alanlarından bildiğimiz çürüme belirtileri oluşuyordu.
Aslına bakılırsa tutukluluk süresi, belirsizliğinin yanı sıra sınırsızdı da. Ünlü bir araştırmacı psikolog, toplama kampındakı yaşamın, "geçici bir varoluş olarak adlandırılabileceğine dikkati çekmıştı. Bunu, "sınırı bilinmeyen geçici bir varoluş" olarak tanımlayıp genişletebiliriz.
Gelecekte bir hedef göremediği için kendini çöküşe bırakan bir insan, kendini geçmişe yönelik düşüncelere dalmış buluyordu. Farklı bir bağlamda, geçmişe dalmaya, olanca dehşetiyle bugünü daha az gerçek kılmaya yönelik eğilimden söz etmiştik. Ama bugünü gerçekliğinden koparmanın belli bir tehlikesi vardır. Kamp yaşamında olumlu bir şeyler yaratmaya olanak tanıyan fırsatları gözden kaçırmak kolaydı. Geçici varoluşumuzu gerçekdışı bir şey olarak değerlendirmek, tutukluların yaşamla olan bağlarını yitirmesinde kendi içinde önemli bir etkendi, her şey bir şekilde anlamsızlaşıyordu. Bu insanlar, istisna derecesindeki zor dışsal koşulların, sık sık insana kendi ötesinde ruhsal gelişme fırsatı tanıdığını unutuyordu. Kampın güçlüklerini kendi içsel güçlerine yönelik bir sınav olarak almak yerine, yaşamlarını ciddiye almıyor ve anlamsız bir şeymiş gibi küçümsüyorlardı. Gözlerini kapayıp geçmişte yaşamayı tercih ediyorlardı. Bu insanlar için yaşam anlamsızlaşmıştı.