Türkiye'de şehirle köy arasında, sosyal ve ekonomik şartlar bakımından mevcud uçurumu maharetli bir buluşla doldurmaya muvaffak olmuşlar: Köy Enstitüleri. Fakat seyehatim esnasında temas ettiğim Türk münevverleri hep bunların aleyhinde bulundular.
Enstitüler, bu toplumun yaratıcılığıydı. Yaşayarak, yaşatarak eğitiliyorlardı oralarda insanımız. Ülkenin en uygun yirmi kesiminde açılan bu kurumlar, eğitimde fırsat ve olanak eşitliği sağlıyordu halk çocuklarına.
1931 senesinden beri yazdığım, söylediğim ve devlet yetkisinde faydalanarak yaptırmak istediğim sadece şu olmuştur: Önce Türkçe düşünmek, sonra Türkçe yazmak... Türkçe düşünmek demek, besi olarak aldığımız maddeleri vücudumuzda kan yapar gibi, kelime olarak nereden ne alırsak alalım onu kendi dilimizin dehasıyla yoğurmak demektir.