Tuhaftır ki, gerek haksızlık yapan gerekse haksızlığa uğrayan kişi, gerek günah işleyen gerekse günaha uğrayan kişi, bir kitle hareketine katılmakla kendisini lekeli bir hayattan kurtulmuş gibi hisseder. Gerek pişmanlığın gerekse haksızlığa uğramışlık duygusunun insanları aynı yönde güdülediği görülmektedir.
Vatanseverliğin, alçakların son sığınağı olduğu şeklindeki alaycı sözün daha az aşağılayıcı bir anlamı daha vardır. Dini ve devrimci coşku gibi tutkulu vatanseverlik de, suçluluk duygusundan kaçmak isteyenler için bir sığınak vazifesi görür çoğu zaman.
Sivil hayata dönen askerler, savaştan önceki hayatlarının temposunu tekrar elde etmede zorlanırlar. Barış ve yuva ortamına yeniden uymak yavaş ve sıkıntılı olur; bu durumda ülke, geçici uyumsuzlarla dolup taşar. Dolayısıyla, yerleşik bir düzen için savaştan barışa geçiş, barıştan savaşa geçişten daha hayatidir.
İster terhis gibi düzenli bir süreçle ister demoralizasyon sonucu firar yoluyla olsun, dağılan bir ordu, başkalarını kendine çekmeye çalışan bir hareket için mümbit bir zemindir. Ordudan yeni terhis edilmiş bir kişi, ideal bir potansiyel taraftardır ve bu tip kişileri çağımızdaki bütün kitle hareketlernin iIk taraftarları arasında görürüz. Bu kişi kendisini yalnız kalmış ve sivil hayatın rekabeti içinde kaybolmuş hisseder. Özerk varoluşun sorumlulukları ve belirsizlikler bütün ağırlığıyla omuzlarına çöker Bu kişi kesinliği, yoldaşlığı, bireysel sorumluluktan kurtulmayı ister ve etrafını sarmış rekabetçi özgür toplumdan tamamen farklı türde bir şeyin hayalini kurmaya başlar. İşte bütün bu aradıklarını, yükselen bir kitle hareketinin kardeşliğinde ve uyanışçı atmosferinde bulur.