Hazeyn

Hazeyn
@Alidgr4
Dert tekamül yolculuğudur . Yürütür, büyütür, pişirir...
Lisans
yeryüzü
36 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
DUANIN ÂDÂBI Dua eden kimsenin yediği ve giydiği şeyler helâl olmalıdır. Dua, ihtiyaçların anahtarıdır. Anahtarın dişleri de helâl lokmadır. Allâhü Teâlâ’ya dua edileceği zaman, abdest veya gusül abdesti almalıdır. Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, Allâhü Teâlâ’ya dua etmeden veya insanlardan bir ihtiyacını istemeden önce güzelce abdest alınıp öyle istenmesini tavsiye etmişlerdir. Abdest alarak dışını temizlediği gibi içi de temiz olsun diye, hata ve günahlarına tevbe ve istiğfâr etmelidir. Kul; kalbi, Allâhü Teâlâ’dan başka şeylerle meşgul olmadan, ne istediğinin ve kimden istediğinin şuurunda olarak ve yaptığı duayı Allâhü Teâlâ’nın kabul edeceğine inanarak, hâlis bir niyetle dua etmelidir. Böyle inanmak, Allâhü Teâlâ’nın hudutsuz lütuf ve keremine itikadın neticesidir. Kalbinde huşû, bedeninde mahviyet olmadan, sadece dili ile dua etmemelidir. Dua eden, istediği şeyin zâhirî sebeplerini de yerine getirmelidir. Duaya, Allâhü Teâlâ’ya hamd edip sonra Peygamber Efendimize (s.a.v.) salevât okuyarak başlamalı; kısık bir sesle, yalvararak dua etmelidir. Önce kendisi, sonra anne babası ve evlâdı için, sonra da diğer müminler için dua etmelidir. Nimet ve bolluk içindeyken de Allâhü Teâlâ’ya çokça dua etmelidir. Allâhü Teâlâ’ya, peygamberlerini ve sâlih kullarını vesile kılarak dua etmelidir. Hiç kimse, kendisine, ailesine ve çocuklarına beddua etmemelidir. Zira bedduası, duaların kabul olunduğu bir vakte tesadüf eder de ailesini ve çocuğunu ifsâd eder, onların itikadını ve ahlâkını bozar. O zaman, bu yaptığına pişman olur fakat pişmanlık bir fayda vermez. Dua eden de, duayı dinleyen de “Âmîn” demelidir. Çünkü dua eden ve dinleyenin “Âmîn” demesi, duanın âdâbındandır. Âmîn, “Yâ Rabbi! Dualarımızı kabul et.” manasınadır. (Âdâb ve Fazîletleriyle
Din
Reklam
ahirete irtihalinin 65. senei devriyesinde duam o dur ki: allahımıza hakiki kul habibi resulune hakiki ümmet kendisine hakiki evlat olmakla şereflenelim akşemseddin hz şu beyiti ne güzel anlatıyor : dü cihanda tasarruf ehlidir ruh-u veli dime kim mürdedir, bunda nice derman ola ruh şimşir-ihüdadır ten gılaf olmuş ona dahi alâ kar eder, bir tığ ki, üryan ola…. [evliyaullah iki cihanda tasarruf ehlidir. bu ölüdür bundan nasıl derman olur deme. mevlanın kılıncıdır, vücudu ona kılıf olmuştur. bir kılıç ki çıplak olduğu zaman daha fazla tesir eder.] (EBUL FARUK SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN SİLİSTREVİ K.S )
İMANI MUHAFAZA ETMEK İman, bir kandile benzer. Onun muhafazası; dinin emirlerine uymakladır. Son nefeste şeytanın vesvesesi ise çok şiddetli rüzgâra benzer. Kim iman kandilini yakar, lâkin Allâhü Teâlâ’nın emirlerine uyup, menettiklerinden sakınarak onu korumazsa iman kandilinin sönmesinden korkulur. İmâm-ı Âzam (rah.) Hazretlerine, “Hangi günah sebebiyle imanın kaybolmasından korkulur?” diye suâl edildi, şöyle buyurdular: “İman nimetine şükretmeyi terk etmek, son nefeste imansız gitmekten korkmamak ve Allâhü Teâlâ’nın kullarına zulmetmektir. Her kimde bu üç fena huy bulunursa -Allah korusun- son nefeste imansız gitmesinden korkulur.” Hazret-i Ali (k.v.) buyurdu: “İman, üç dalı olan bir ağaç gibidir. Dallardan biri uzuvlara gider ve meyvesi de sâlih amellerdir. Diğer dal, nefse gider, meyvesi de şehvetleri -nefsin âhirette pişmanlığa sebep olacak arzularını- terk etmektir. Bir dalı da kalbe gider ki onun meyvesi, ihlastır.” Hazret-i Fâtıma (r. anhâ), Resûlullah Efendimize (s.a.v.), “Ey babacığım, ey Resûlullah! Bana, kulun ruhu çıktığı esnada gözlerinden yanağına dökülen inci gibi iki damla yaşı, (o hâlin hakikatini) bildirin.” dedi. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Ey Fâtıma! Alın terlediği, inlemeler çoğaldığı, burun delikleri açıldığı, elmacık kemikleri ortaya çıktığı, kollar serildiği vakit; kul artık amelini kendisine göstermekte olan ölüm meleğine bakmaktadır. Kul sağına, soluna bakınır, kendisine bir yardımcı ve arka çıkan bulamaz da bu hâline, dünyasına esef ederek, tasalanarak ağlar ve fâni dünyasından bâki âhiretine adım atar.” buyurdular. Resûlullah Efendimize (s.a.v.), ölümün eleminden suâl edildi; şöyle buyurdular: “Ölümün en hafif elemi, ıslak yün içindeki budaklı dikeni çekmeye benzer. Hiç diken, yünden kolay çıkar mı? Elbette yolarak çıkar. Eğer
Din
MUHARREM AYININ 9. VE 10. GECELERİNİN İHYÂSI Muharrem ayının 9. ve 10. geceleri, birer tesbîh namazı kılınmalıdır. Yine 9. ve 10. geceleri teheccüd vaktinde, Allah rızası için 4 rekât namaz kılınır. Her rekâtte Fâtiha-i şerîfeden sonra 50’şer İhlâs-ı şerîf okunur. Bu günlerde Hatm-i Enbiyâ’ya devam etmelidir. Bilhâssa 9. günü, 10. güne bağlayan akşam, (yani 10. gece) Hatm-i Enbiyâ yapılması çok faziletlidir. Muharrem ayı içerisinde mümkün olduğu kadar çok istiğfâr etmelidir. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat) Muharrem ayının onuncu günü (Âşûrâ günü), önceki bir gün yahut sonraki bir gün ile birlikte oruç tutmak sünnettir. Yalnız Âşûrâ günü oruç tutmak, tenzîhen mekruhtur. Hadîs-i şerîfte, “Âşûrâ orucunu tutunuz ve ona, dokuzuncu yâhut on birinci günü ilave ederek Yahûdîlere muhalefet ediniz, onlara benzemeyiniz.” buyurulmuştur. (Nîmet-i İslâm) ÂŞÛRÂ GÜNÜNÜN FAZİLETİ Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Medîne-i Münevvere’ye hicret buyurduğunda, Yahûdîlerin, Âşûrâ günü oruç tuttuklarını gördü ve “Bu, ne orucudur?” diye sordular. “Bugün, büyük bir gündür. Bugün, Allâh Azze ve Celle’nin, İsrâîloğullarını Firavun’dan kurtardığı gündür. Mûsâ (a.s.), (Allâh’ın bu lütfuna şükür için) oruç tutmuştur (biz de tutarız).” dediler. Peygamberimiz (s.a.v.), “Mûsâ (aleyhisselâm’ın sünnetini ihyâ)ya sizden daha lâyıkız.” buyurdu ve o gün oruç tuttu. Ashâb’ına da tutmalarını emreyledi. Böylece Âşûrâ orucu vacip oldu. Ancak Ramazan ayı orucu farz kılındıktan sonra Âşûrâ günü oruç tutmak, vacip olmaktan çıkmış, Muharrem ayının 9. günü ile birlikte tutmak sünnet olmuştur. Âşûrâ günü infâkta bulunanlara ve ibadet edenlere, Allâhü Teâlâ, büyük sevaplar ihsan eder. Peygamberimiz (s.a.v.), “Her kim Âşûrâ günü çoluk-çocuğuna cömert davranırsa, Allâhü Teâlâ, senenin tamamında ona rızık
ZİLHİCCE AYI VE İLK ON GÜNÜNDE NE YAPILIR? Hicrî-Kamerî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esâsından biri olan hac farîzasının îfâ edildiği umûmî af ayıdır. Arafat’a çıkıldığı, Allâhü Teâlâ için milyonlarca kurbanın kesildiği ve bir senelik hesapların görülüp amel defterlerinin kapandığı mukaddes bir aydır. Zilhicce ayının ilk on gecesi “leyâlî-i aşere” yani 10 mübarek gecedir. Bu ayda, noksanların tamamlanması için istiğfâr-ı şerîf, salevât-ı şerîfe, diğer dualar ve tesbîh namazına devamda hayır vardır. Hacca gidemeyen müminlerin bu günlerde oruç tutmaları çok büyük fazilettir. Kurban Bayramı’ndan evvel dokuz gün oruç tutmak ve 10’uncu günü kurban kesilinceye kadar bir şey yemeyip ilk olarak kurban etinden yemek mendûbdur. Hiç olmazsa 8’inci günü ile beraber 9’uncu günü (Arefe günü) oruçlu olmak lâzımdır. Arefe günü sabah namazından, bayramın 4’üncü günü ikindi namazı da dâhil, bütün farz namazların arkasından teşrîk tekbîri (Allâhü ekber, Allâhü ekber, lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allâhü ekber ve lillâhi’l-hamd) okumak, kadın-erkek her mükellef Müslümana vaciptir. Zilhicce ayının birinden onuna (yani Kurban Bayramı’nın ilk gününe) kadar, her gün sabah namazından sonra: 10 salevât-ı şerîfe; Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed. 10 istiğfâr-ı şerîf; “Estağfirullâhe’l-Azîm el-Kerîm ellezî lâ ilâhe illâ Hüve’l-Hayyü’l-Kayyûmü ve etûbü ileyk ve nes’elühü’t-tevbete ve’l-mağfirate ve’l-hidâyete lenâ innehû hüve’t-Tevvâbü’r-Rahîm.” 10 tevhid; “Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü yuhyî ve yümît ve hüve Hayyün lâ yemût, bi-yedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey’in Kadîr” okunur. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat) Fazilet Takvimi
Din