Hazeyn

Hazeyn
@Alidgr4
Dert tekamül yolculuğudur . Yürütür, büyütür, pişirir...
Lisans
yeryüzü
36 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
ÂHİRET KAZANCI İÇİN SARF EDİLMEYEN HAYAT ALDANIŞTAN İBARETTİR Hadîd Sûresi’nin 20. âyet-i kerîmesinde dünyanın, yani âhiret saadetini kazanmak için sarf olunmayan fânî hayatın ehemmiyetsizliği tasvir ve âhiret kazancı teşvik edilmiştir. Bu âyet-i kerîme, dünya hayatının tarifi gibidir. Şöyle tefsir edilmiştir: “Biliniz ki: Dünya hayatı yani âhiret kazancı için sarf edilmeyen, âhiretteki sonsuz nimetleri kazanmaya vasıta kılınmayan fâni hayat, çocukların faydasız olan oyuncakları gibi, insanı mühim işlerinden alıkoyan, sonra da biten bir oyun, bir eğlence, bir hareket gibidir. Geçici bir süstür. Servetleriniz, mevkilerinizle birbirinize karşı aranızda bir övünmedir. Mal ve evlattaki bir çokluk yarışından ibarettir. Bütün bu dünya varlıkları haddizâtında bir yağmur gibidir ki o yağmurun yeşerttiği ot, ilk bakışta çiftçilerin hoşuna gider, onunla sevinmeye başlarlar. Sonra bir de görürsün, yeşil rengini kaybetmeye başlar, sararır, sonra da bir kuru çöp olur. Rüzgârlar tarafından etrafa savrulur gider. İşte dünya, neticede böyledir. Âhirette ise dünyanın lezzetlerine kapılıp güzel amellerden kaçınmış olan kimseler için bir azâp vardır. Ancak dünyada iman etmiş olan; ahlâkî fazilet sahibi bulunan, dünyası için âhiretini feda etmeyen zâtlara da âhirette Allah’tan bir mağfiret ve bir rıza da vardır. Dünya hayatı ise ancak bir aldanıştan ibarettir. Çünkü birçok kimse, bunun geçici olduğunu düşünmez, uhdesine düşen vazifeleri îfâda bulunmaz, nefsinin hevâsına tâbi olarak muvakkat bir zevk ve safânın esiri olur. Bu cihetle dünya, kendisini aldatmış, kendisini ebedî bir saadetten mahrum bırakmış bulunur. Saîd bin Cübeyr (rah.) diyor ki: “Dünya, eğer seni, âhireti talepten gafil bırakmışsa, bir aldanış metâıdır. Fakat seni, rızâ-i İlâhî’yi ve âhireti talep için davet etmiş
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
MÜSLÜMANLARIN HAKLARINA RİÂYET ETMENİN LÜZUMU Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuşlardır: “Müslümanın, Müslüman kardeşi üzerindeki hakkı beştir: Selâm verdiği zaman ona mukâbele ederek selâmını almak, hastalandığı zaman onu ziyaret etmek, vefat ettiği zaman cenazesinde bulunmak, davet ettiği zaman icâbet etmek, aksırdığı zaman ‘Yerhamükellâh’ demektir.” Davete icâbette bazı şartlar vardır. “İhyâu Ulûmi’d-Dîn” isimli eserde, “Eğer davette ikram edilecek yemek, şüpheli bir yemek ise o davete icâbet edilmemelidir.” diye yazılıdır. Yine davet edilen mekânda ipek örtüler, gümüş kap-kacak var ise veya duvarlarında canlı suretleri resmedilmişse veya davette çalgı aletleri çalınıp dinleniyorsa, oyun eğlence gibi dinin yasak ettiği fiiller işleniyorsa oraya da gidilmemelidir. Yine davet sahibi zalim, bidat sahibi, fâsık veya şerli bir kimse ise ya da daveti, sırf insanlara gösteriş için yapıyorsa, o davete icabet etmek uygun değildir. “Şir‘atü’l-İslâm” kitabında, “Riyâ ve gösteriş kastı ile yapılan davetlere icâbet edilmemelidir.” diye yazılıdır. “Muhît” isimli fıkıh kitabında ise “Bulunduğu mahalde çalgı, oyun, eğlence olan ve davetlilerin içki içtiği sofralara oturulmaz.” diye yazılıdır. “Metâlib” kitabında da, “Kendisinde bu mahzurların olmadığı bir davete, bir mümin muhakkak icâbet etmelidir. Gerçi bu zamanda bu mâniaların olmaması zordur” diye yazılıdır... Hasta ziyareti de sünnettir. Eğer hasta kimsenin, kendisine bakacak, ihtiyaçlarını görecek kimsesi varsa onu ziyaret etmek sünnettir. Eğer kimsesi yoksa onu ziyaret etmek, Müslüman kardeşleri üzerine vacip olur. Cenaze namazında hazır bulunmak lâzımdır. Hattâ bir adım bile olsa arkasından yürüyerek ölenin hakkına riâyet etmelidir. Yine cuma namazına, beş vakit namazda ve bayram
Hayata Dair
İMÂM ŞÂFİÎ HAZRETLERİNİN NASİHATLERİ İmâm Şâfiî (rah.) Hazretlerinin talebelerinden Ömer bin Nebâte anlattı: Irak’ta iken İmâm Şâfiî Hazretlerinden bir şeyler dinlemek arzusunda idim. Ancak onu bulamamıştım. Bir gün nehir kıyısında abdest almak için hazırlanmış iken yanımdan geçen bir zât bana: “Evladım! Abdestini güzelce al ki Cenâb-ı Hak da işleyeceğin amelinin sevabını kâmil olarak ihsân eylesin.” dedi ve yoluna devam etti. Ben de peşine düştüm. Bana dönerek dedi ki: “İyi bil ki Allâhü Teâlâ’ya karşı sadâkatle ve ihlâsla kulluk edersen, dünya ve âhirette kurtuluşa nâil olursun. Kim dininde hassas davranır, dinin emirlerine son derece riâyet ederse, kötü ve yerilecek hâllere düşmekten selâmet bulur. Kim zühd sahibi olursa (dünyaya kalbini bağlamazsa) âhirette ebedî mükâfatlara kavuşur. Sen dünyada doğru ol, rağbetin ve gayretin hep âhirete olsun. Her işinde dürüst ve Rabb’ine karşı ihlâslı olursan, âhirette selâmete erenlerle birlikte, kurtuluşa nâil olursun.” Sonra bu zâtın kim olduğunu sordum, “O, İmâm Şâfiî’dir” dediler. İmâm Şâfiî (rah.) Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Cömertlik, dünya ve âhirette ayıpları örter.” “Dünyada, hiç kimseye nübüvvetten (Peygamberlikten) üstün birşey verilmemiştir. Nübüvvetten sonra verilenlerin en üstünü ise ilim ve fıkıhtır. Âhirette ise kişinin kavuşacağı en üstün şey, Cenâb-ı Hakk’ın rahmetidir.” “Dünyayı kazanmak isteyen ilim tahsil etmeli, âhireti isteyen de ilim tahsil etmeli. İlmi sevmeyende hayır yoktur. Zira bir şeyi bilmeyen ona düşman olur.” İmâm Şâfiî (rah.) Hazretlerine, “İlme olan rağbetiniz nasıldır?” diye suâl ettiler, “Daha önce duymadığım bir kelime işittiğimde âzâlarımın her birinin dikkat kesilip de o kelimeyi işitmekle rızıklanmalarını arzu ederdim.” dedi. “İlme hırsınız nasıldır?” diye suâl ettiler,
Din
UYKUNUN KISIMLARI Uyku; uyanıklık hâline mahsûs olan fiillerin kesilmesiyle bedenin istirahat etmesidir. Âlimler, uykuyu şu kısımlara ayırmışlardır. Bunlar: Sünnet olan uyku: Resûlullah Efendimizin (s.a.v.), duhâ vaktinin sonunda uyudukları az uyku yani kaylûledir. Cünûn uykusu: İkindi namazından sonra uyumaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “İkindiden sonra uyuyan mecnun olmazsa ona şaşılır.” buyurmuşlardır. Gaflet uykusu: Akşam namazı vaktinde uyumak, insanda gaflete sebep olur. Ukûbet uykusu: Yatsı namazı kılmadan önce uyumaktır. (Zira bu vakitte uyuyan ya derin uykuya dalıp yatsı namazını geçirir veya uyansa da namazı uykulu bir hâlde kılar.) Âdet olan uyku: Yatsı namazından sonra vücudun ihtiyacı kadar uyumaktır. Fukarâ uykusu: Gün doğarken uyumaktır. Bu vakitte uyumak, fakirliğe sebep olur. Garâmet uykusu: Olur olmaz vakitte uyuyan kimsenin uykusudur. İstirahat uykusu: Bir hastanın, sıhhate kavuşmaya başladığı vakitteki uykusudur. İbadet olan uyku: Oruç tutanların uykularıdır. Nedâmet (pişmanlık) uykusu: Sabah namazı vaktinde uyumaktır. Kerâmet uykusu: İbadet ile meşgul iken elinde olmadan gelen uyku hâlidir. Allâhü Teâlâ Hazretleri, böyle kullarını meleklerine över.
HARAMLARDAN SAKINMANIN EHEMMİYETİ Mümin kimse, midesini haram lokmadan ve şüpheli yemeklerden muhafaza etmelidir. Zira insanın karnı bir tarla, yenilen yemekler ise bir tohum gibidir. Tohum bozuk olursa tarlada biten mahsûl de bozuk olur. Onun için haram yiyenlerin uzuvlarından mahsûl olarak tâat ekini bitmez. Bitse bile zehirli karaçayır tohumu ile karışık buğday gibi olur. İnsanların çoğunun ibadetlerinden zevk alamamalarının sebebi budur. Evliyâullâh, kazandıklarının ve yediklerinin temiz ve helâlinden olmasına çok dikkat ederlerdi. Hattâ, İbrahim bin Edhem Hazretleri, ücretle bahçe bekçiliği yapmıştı. Bâyezid-i Bestamî (k.s.) Hazretleri, mürîdleri ile amele pazarına gider, helâl kazanacakları işlerde çalışırlardı. Böyle çok dikkat eden zâtlara ise Allâhü Teâlâ, bir husûsiyet vermiştir ki bazısı, şüpheli bir yiyeceğe elini uzattığı zaman parmağındaki damar hareket eder, bazısına o yiyecekten kötü bir koku gelir, bazısı da o yiyeceği pis bir sûrette görürdü. Bu alâmetlerden bir alâmet görürlerse o yemeğe el sürmezlerdi. Abbâsîler zamanında Bağdat’ta haram ve şüpheli şeylerden son derece sakınan bazı hanımlar vardı. Geceleyin evlerinin damına çıkıp ay ışığında iplik eğirirlerdi. Bazı gecelerde halifenin hizmetlileri, ellerinde meşalelerle o taraftan geçerlerdi. O hanımlar, başkasına ait ışıkta yaptıkları işe şüphe karışır diye meşalelerin aydınlığı vurunca ellerindeki işi bırakırlardı. Helâl olan yemeğin bile fazlasını yemekten, büyük zarar hâsıl olur. Takvâ ehli, mübah olan her şeye ruhsat vermeyip fazlasını terk edendir. Denilmiştir ki her haram ve mekruh olan şeyin yolunda bir melek ve bir şeytan oturur. O melek, insanı, “Bu, haram ve mekruhtur, ondan sakın.” diye ikaz eder. Şeytan ise “Gel şu işi yap.” diye onu teşvik eder. Hâsılı; insanın haram veya şüpheli
Düşünce