Hazeyn

Hazeyn
@Alidgr4
Dert tekamül yolculuğudur . Yürütür, büyütür, pişirir...
Lisans
yeryüzü
36 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
Peygamber efendimiz Hz.Muhammed(s.a.v) buyuruyor ki... ümmetimin önünde muhakkak 5 yokuş vardir. Hz. Ebubekir(r.a) sordu: 'Nedir bu yokuşlar Ya Rasulullah?' Efendimiz (s.a.v) buyurdularki: 1.ölüm ve onun zorluğu 2.kabir ve onun yalnizliği 3.Münker ve Nekir'in sualleri ve Onların heybetleri 4.terazi ve onun hafifliği 5.Sırat Köprüsü ve onun inceliği Hz Ebubekir (r.a), bu sözü işitince öyle çok ağladı ki onunla birlikte yedi kat gök ve melekler ağladı. Bunun üzerine Cebrail(a.s) indi ve dediki: 'Ya Muhammed (s.a.v) Ebu Bekir(r.a)'e söyle ağlamasın şu sözü işitmedi ki: 'ölümden başka herşeyin çaresi vardır' sonra Cebrail (a.s) şöyle buyurdu: 1.her kim sabah namazını kılarsa ölüm ve onun zorluğu kolay olur 2.her kim öğle namazını kılarsa kabir ve darlığı ona kolay olur 3.her kim ikindi namazını kılarsa Münker ve Nekir'in heybetleri ve sualleri kolay olur 4.her kim akşam namazını kılarsa terazi ve onun hafifliği kolay olur 5.her kim yatsı namazını kılarsa Sırat ve onun inceliği kolay olur ve denildi ki: her Kim namazinda gevşeklik yaparsa ölüm anında (la ilahe illlallah Muhammedur Resulullah) sözünü söylemesi güçleşir. Rabbim hepimizi hakkıyla Namazlarını kılanlardan eylesin.
Din
Reklam
MUHARREM AYININ BİRİ İLE ONU ARASINDAKİ NAMAZ Muharrem ayının 1’i ile 10’u arasında bir defa olmak üzere, 2 rekâtte bir selam vererek, 6 rekât namaz kılınır. Bu namaz, akşam namazı ile yatsı namazı arasında kılınabileceği gibi, bu vakitte kılınamadığı takdirde yatsı namazından sonra da kılınabilir. Namaza şöyle niyet edilir: “Niyet eyledim yâ Rabbi, senin rızâ-yı şerîfin için namaza. Herhangi bir komşumun ve din kardeşimin veya herhangi bir kimsenin bana hakkı geçmiş ise bu hakkın ödenmesi için. Allâhü Ekber...” 1. Rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 1 Âyetü’l-Kürsî, 11 İhlâs-ı şerîf. 2. Rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 10 İhlâs-ı şerîf. 3. Rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 1 Tekâsür Sûresi (Elhâkümü’t-tekâsür...), 11 İhlâs-ı şerîf. 4. Rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 10 İhlâs-ı şerîf. 5. Rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 Kâfirun Sûresi (Kul yâ eyyühe’l-kâfirûn...),11 İhlâs-ı şerîf. 6. Rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 10 İhlâs-ı şerîf okunur. Namazdan sonra dua edilir. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat) EVLADA İYİ DAVRANMANIN FAZİLETİ Hazret-i Âişe radıyallâhü anhâ validemiz şöyle anlattı: “Gayet fakir bir hanım, iki küçük kızını kucağına alarak yanıma gelmişti. Ben de kendisine üç kuru hurma verdim. O hanım, kızların her birine birer hurma verdi. Sonra bir hurmayı da yemek için ağzına götürdü. Bu sırada kızları onu da yemek istediler. Anneleri, yemek istediği hurmayı hemen iki kızı arasında pay etti. (Kendisi ondan bir şey yemedi.) Onun bu hâli benim hoşuma gitti. Bu yaptığını Resûlullah (s.a.v.) Efendimize anlattım, buyurdular ki: “Muhakkak bu hurma sebebiyle Allâhü Teâlâ, o kadına Cennet’i vacip kılmıştır. Yahut bu hurma sebebiyle onu Cehennem’den âzât etmiştir.” Kız çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmak, onları İslâm ahlâkı üzere güzel bir şekilde yetiştirmek,
Din
En Hayırlı Ümmet
İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri, bir mektubunda şöyle buyuruyor: Allâhü Teâlâ, Resûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem’i yaratmış olmasaydı, mahlûkatı yaratmaz ve Rab olduğunu izhar etmezdi. Hazret-i Âdem, su ile çamur arasında iken o, peygamber idi. Beşeriyetin Efendisi olan böyle bir Resûl-i Kerîm’i tasdik edenler, şüphesiz en hayırlı ümmettir. Allâhü Teâlâ’nın, “Siz (ey ümmet-i Muhammed), insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet olmak üzere vücuda geldiniz.” (meâlindeki, Âl-i İmrân Sûresi, 110.) âyeti, onların hâlini anlatır. Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem’i inkâr edenler (ona inanmayanlar) ise, âdemoğlunun en şerlileridir... Resûlullah Efendimizin râzı olunan şerîatine ve sünnet-i seniyyesine uyma devleti ile müşerref olanlara ne mutlu! Bugün, Resûlullah Efendimizin getirmiş olduğu dinin hak olduğunu tasdik ederek yapılan az bir amel, çok amel yerine geçer. Bunda şaşılacak bir şey yok. Zira görmez misin, Ashâb-ı Kehf, elde ettikleri bütün derecelere bir tek iyi amel vâsıtasıyla nâil oldular. Onların yaptığı amel, inkâr edenlerin istila ettiği bir zamanda, yakînî iman nuru sebebiyle Allâhü Teâlâ’nın düşmanlarına boyun eğmeyip hicret etmekti. Bu, şuna benzer; düşmanların galip olduğu ve muhaliflerin istila ettiği bir zamanda, askerin yapacağı küçük bir hareket, emniyetli bir vakitte meydana gelen ve bundan kat kat üstün hareketin ulaşamayacağı bir derecede makbul ve muteber olur. Kezâ, Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem, âlemlerin Rabbi’nin mahbûbu (sevgilisi) olunca, şüphesiz ona tâbi olanlar da, ona tâbi olmaları sebebiyle mahbûb olma mertebesine ulaşırlar. Zira seven kimse, sevdiği kimsenin hâllerinden birini bir şahsın üzerinde gördüğü zaman, bu münasebetle o şahsı da sever. Muhâlefet edenlerin hâlini de sen buna göre kıyâs et. (Mektûbât-ı
Din
İLİM TAHSİLİ İÇİN LÂZIM GELEN VAZİFELER İlim öğrenmek isteyenlere birtakım mühim vazifeler düşer ki bunların bazıları şöyledir: Birinci vazife: Ahlâkını güzelleştirmeye ve nefsini terbiye etmeye itina göstermektir. Büyük âlimlerden Fahreddin er-Râzî Hazretleri demiştir ki: “Ruhun saadeti ancak iki şeyle mümkündür: Biri, düşünce ve fikrin ilim ile kemâle ermesi, diğeri ilmin güzel ahlâklar ile kuvvetlenmesi ve nurlanmasıdır. Binâenaleyh bir adam, her ne kadar birtakım ilimler ile fikrini aydınlatmaya ve zihnini kuvvetlendirmeye muvaffak olsa bile güzel ahlâklar ile kendisini süslemedikçe ruhî bir saadet temin etmiş sayılamaz. Nitekim, “Her kim ilmini güzel ahlâk ile süslemezse, âhirette o ilimlerden bir fayda göremez.” denilmiştir. İkinci vazife: Güzel bir niyete, zorluklara ve sıkıntılara karşı sabretme vasfına sahip olmaktır. Güzel niyetten mahrum olanlar ilmin faydasını göremezler. İlim yolunda metanet gösteremeyenler feyz ve kemâlât elde edemezler. Sabırlı ve metanetli kimseler birtakım şiddetli ihtiyaçların tesiri altında kaldıkları hâlde bütün bu sıkıntılara karşı göğüs gererek ilimlerini devamlı genişletirler. Nitekim: “Her kim, zamanın zorluklarına karşı tahammül ederse, elbette bütün işlerinde Rabb’inin yardımına kavuşur.” denilmiştir. Üçüncü vazife: Öğreneceği ilme karşı pek istekli ve gayretli olmak, hayatının bir dakikasını boş yere zâyi etmemeye çalışmaktır. İnsan hayatı pek kıymetlidir. Zâyi edilen günlerin bir saniyesinin bile telafisi mümkün değildir. İmâm-ı Âzam (rah.) Hazretleri, “Musibetlerin en büyüğü, vakti, faydasız yere zâyi etmektir.” buyurarak hayatın kıymetini çok güzel ifade etmişlerdir. Dördüncü vazife: Hayat devam ettiği müddetçe ilim öğrenmeye de devam etmektir. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimizin, “Beşikten mezara kadar ilim tahsil
Düşünce
Aklın En Hayırlısı
Akıl, en büyük bir nimettir. İnsanlar, akılları sayesinde mârifetullâha nâil olurlar, dînî ve dünyevî vazifeler ile mükellef olup bunları yaparak nice saadetlere kavuşurlar. Bununla beraber herkesteki akıl, aynı derecede değildir. Birçok kimse, saadete kavuşturan akıl nimetine nâil değildir. Kendi varlığını ve kendisini çevreleyen âlemi yaratmış olan Rabb’ini güzelce düşünmeyen, hakîkî din olan İslâmiyet’i kabul etmeyen kimseler, doğruya yönlendiren bir akıl melekesinden mahrum demektirler. Velev ki dünya işlerinde kuvvetli bir akıl ve zekâya sahip bulunmuş olsunlar. Berâ bin Âzib radıyallâhü anh şöyle anlattı: “Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, ‘Muhakkak Allâhü Teâlâ’nın birtakım hâs kulları vardır, onları Cennet’in yüksek derecelerinde iskân ettirir. Zira onlar, dünyada insanların en akıllıları oldular.’ buyurdular. Biz, ‘Yâ Resûlallah! Onlar nasıl insanların en akıllıları oldular?’ diye suâl ettik. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) de ‘Onların bütün gayretleri, Rableri Azze ve Celle’ye yakın olmakta ve onu râzı edecek amelleri işlemekte yarışmak idi. Onlar, dünyanın süsünden, makam-mevki sevgisinden ve fazla nimetlerinden yüz çevirdiler. Dünyaya kıymet vermediler. Onlar dünyada, azıcık sabrettiler de (âhirette) ebedî olarak rahata erdiler.’ buyurdular.” Cenâb-ı Hakk’ın din ve âhiretle alâkalı husûslarda kulunu muvaffak kılıvermesi, kul için en büyük sermayedir. Akıllı olan kimseye lâzım olan şey, Allâhü Teâlâ’dan, sâlih amellerinde ziyâdelik ve takvâ istemek, onun rızasına nâil olmayı talep etmektir. Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurmuşlardır ki: “Cenâb-ı Hak (c.c.) tarafından dînî husûslarda kula ihsan olunan az bir muvaffakiyet, aklın çok olmasından daha hayırlıdır.” 27 Mart 2024 Fazilet Takvimi
Din
Reklam