Hazeyn

Hazeyn
@Alidgr4
Dert tekamül yolculuğudur . Yürütür, büyütür, pişirir...
Lisans
yeryüzü
36 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
İLİM TAHSİLİ İÇİN LÂZIM GELEN VAZİFELER İlim öğrenmek isteyenlere birtakım mühim vazifeler düşer ki bunların bazıları şöyledir: Birinci vazife: Ahlâkını güzelleştirmeye ve nefsini terbiye etmeye itina göstermektir. Büyük âlimlerden Fahreddin er-Râzî Hazretleri demiştir ki: “Ruhun saadeti ancak iki şeyle mümkündür: Biri, düşünce ve fikrin ilim ile kemâle ermesi, diğeri ilmin güzel ahlâklar ile kuvvetlenmesi ve nurlanmasıdır. Binâenaleyh bir adam, her ne kadar birtakım ilimler ile fikrini aydınlatmaya ve zihnini kuvvetlendirmeye muvaffak olsa bile güzel ahlâklar ile kendisini süslemedikçe ruhî bir saadet temin etmiş sayılamaz. Nitekim, “Her kim ilmini güzel ahlâk ile süslemezse, âhirette o ilimlerden bir fayda göremez.” denilmiştir. İkinci vazife: Güzel bir niyete, zorluklara ve sıkıntılara karşı sabretme vasfına sahip olmaktır. Güzel niyetten mahrum olanlar ilmin faydasını göremezler. İlim yolunda metanet gösteremeyenler feyz ve kemâlât elde edemezler. Sabırlı ve metanetli kimseler birtakım şiddetli ihtiyaçların tesiri altında kaldıkları hâlde bütün bu sıkıntılara karşı göğüs gererek ilimlerini devamlı genişletirler. Nitekim: “Her kim, zamanın zorluklarına karşı tahammül ederse, elbette bütün işlerinde Rabb’inin yardımına kavuşur.” denilmiştir. Üçüncü vazife: Öğreneceği ilme karşı pek istekli ve gayretli olmak, hayatının bir dakikasını boş yere zâyi etmemeye çalışmaktır. İnsan hayatı pek kıymetlidir. Zâyi edilen günlerin bir saniyesinin bile telafisi mümkün değildir. İmâm-ı Âzam (rah.) Hazretleri, “Musibetlerin en büyüğü, vakti, faydasız yere zâyi etmektir.” buyurarak hayatın kıymetini çok güzel ifade etmişlerdir. Dördüncü vazife: Hayat devam ettiği müddetçe ilim öğrenmeye de devam etmektir. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimizin, “Beşikten mezara kadar ilim tahsil
Düşünce
Reklam
Aklın En Hayırlısı
Akıl, en büyük bir nimettir. İnsanlar, akılları sayesinde mârifetullâha nâil olurlar, dînî ve dünyevî vazifeler ile mükellef olup bunları yaparak nice saadetlere kavuşurlar. Bununla beraber herkesteki akıl, aynı derecede değildir. Birçok kimse, saadete kavuşturan akıl nimetine nâil değildir. Kendi varlığını ve kendisini çevreleyen âlemi yaratmış olan Rabb’ini güzelce düşünmeyen, hakîkî din olan İslâmiyet’i kabul etmeyen kimseler, doğruya yönlendiren bir akıl melekesinden mahrum demektirler. Velev ki dünya işlerinde kuvvetli bir akıl ve zekâya sahip bulunmuş olsunlar. Berâ bin Âzib radıyallâhü anh şöyle anlattı: “Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, ‘Muhakkak Allâhü Teâlâ’nın birtakım hâs kulları vardır, onları Cennet’in yüksek derecelerinde iskân ettirir. Zira onlar, dünyada insanların en akıllıları oldular.’ buyurdular. Biz, ‘Yâ Resûlallah! Onlar nasıl insanların en akıllıları oldular?’ diye suâl ettik. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) de ‘Onların bütün gayretleri, Rableri Azze ve Celle’ye yakın olmakta ve onu râzı edecek amelleri işlemekte yarışmak idi. Onlar, dünyanın süsünden, makam-mevki sevgisinden ve fazla nimetlerinden yüz çevirdiler. Dünyaya kıymet vermediler. Onlar dünyada, azıcık sabrettiler de (âhirette) ebedî olarak rahata erdiler.’ buyurdular.” Cenâb-ı Hakk’ın din ve âhiretle alâkalı husûslarda kulunu muvaffak kılıvermesi, kul için en büyük sermayedir. Akıllı olan kimseye lâzım olan şey, Allâhü Teâlâ’dan, sâlih amellerinde ziyâdelik ve takvâ istemek, onun rızasına nâil olmayı talep etmektir. Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurmuşlardır ki: “Cenâb-ı Hak (c.c.) tarafından dînî husûslarda kula ihsan olunan az bir muvaffakiyet, aklın çok olmasından daha hayırlıdır.” 27 Mart 2024 Fazilet Takvimi
Din
CENNET’TEN BİR PINAR, GARS KUYUSU Gars Kuyusu, Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’in (s.a.v.) uğradığı, abdest alıp su içtiği ve hakkında dua ettiği bir kuyudur. Peygamber Efendimizin (s.a.v.), Medine-i Münevvere’yi teşrîflerinde, kendilerine ikram edilen ilk su, Gars Kuyusu’nun suyudur. İçimindeki yumuşaklık ve tadının güzel olması sebebiyle Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Bu, ne kadar güzel bir sudur.” ifadeleriyle iltifat buyurmuşlardır. Medine-i Münevvere’de ikamet ettiği müddetçe Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), hem içmek hem de sair işlerinde kullanmak için bu sudan istifade ederlerdi. Nebiyy-i Muhterem (s.a.v.) Efendimiz, vefatlarından kısa bir müddet önce, Hazret-i Ali’ye (k.v.): “Vefat ettiğim zaman Gars Kuyusu’ndan aldığın 7 kırba suyla beni gasledersin.” diye vasiyet buyurmuşlardır. Gars Kuyusu, Kuba Mescidi’nin 1500 metre kuzeydoğusunda ve Şifâ Vadisi diye bilinen mevkide yer alır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Kuba’yı her teşriflerinde Gars Kuyusu’na uğrar, suyundan içer ve “Gars, Cennet pınarlarından bir pınardır.” buyururlardı. Saîd bin Abdurrahman Hazretleri şöyle rivâyet etti: “Bir gün arkadaşlarımızla birlikte bahçemizde oturuyorduk. O sırada Enes bin Mâlik (r.a.) geldi. Bize seslenerek, ‘O meşhur kuyunuz nerededir?’ diye sordu. Biz kendisini alıp Gars Kuyusu’na götürdük. Bize kuyunun başında şunu anlattı: ‘Resûlullah Efendimiz ile bir gece vakti bu kuyuya gelmiştik. Karanlıktan dolayı bir şey seçilmiyordu. Birileri, su çekip Peygamber Efendimize (s.a.v.) bir kova su verdi. Resûlullah Efendimiz bununla abdest aldı. Dua buyurarak, artan suyu tekrar bu kuyuya döktü.’ Sultânü’l-Enbiyâ (s.a.v.) Efendimiz, Gars Kuyusu hakkında, ‘Ne güzel kuyudur, Gars Kuyusu! O, Cennet kaynaklarındandır! Onun suyu da suların en tatlısıdır.’ buyurmuşlardır.”
Din
EBEDÎ KURTULUŞ İLİM, AMEL VE İHLAS İLEDİR İmâm-ı Rabbânî kuddise sirruh Hazretleri buyurdular: “İnsanın ebedî kurtuluşa erebilmesi için üç şey lâzımdır: İlim, amel ve ihlas. İlim iki kısımdır: Birincisi, amel etmek için öğrenilen ilim ki bu, fıkıh ilmidir. İkincisi ise sadece itikâd (inanç) ile alâkalı kısımdır. Bununla alâkalı mevzular, fırka-i nâciye (kurtuluşa eren topluluk) olan Ehl-i Sünnet ve Cemâat Mezhebi’nin görüşleri olup, ilm-i kelâmda (Akâid kitaplarında) tafsîlâtıyla anlatılmıştır. Ehl-i Sünnet ve Cemâat’in büyüklerine tâbi olmadan kurtuluşa imkân (ve ihtimâl) yoktur. Eğer onlara kıl kadar bir muhâlefet olursa iş büyük bir tehlike içindedir. Hem de ne tehlike!.. Bu söz, sahîh keşif ve sarih ilham ile sıhhat cihetinden yakîn mertebesine ulaşmıştır. Bu sözlerin yanlış olma ihtimâli de yoktur. Ehl-i Sünnet ve Cemâat’e tâbi olmaya ve onların yolundan gitmeye muvaffak olanlara müjdeler olsun! Şu kimselere de yazıklar olsun: Ehl-i Sünnet ve Cemâat büyüklerine muhalefet eden, onlardan yüz çeviren, onların usûllerini terk edip onların zümresinden çıkarak dalâlete düşen ve düşürenlere, Ru’yeti (müminlerin Cennet’te Cemâl-i İlâhî ile müşerref olacağını) ve şefaati inkâr edenlere, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile sohbetin faziletini ve Sahâbe-i Kirâm Hazretlerinin üstünlüğünü anlamayanlara, Resûlullah Efendimizin Ehl-i Beyt’ine muhabbetten ve Hazret-i Fâtıma’nın evlatlarına sevgiden mahrum olup da Ehl-i Sünnet’in nâil olduğu birçok hayırdan mahrum olanlara. İşte bunlara yazıklar olsun. (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, Fazilet Neşriyat
Din
AİLE FERTLERİNİN BİRBİRLERİNE KARŞI VAZİFELERİ Kocanın vazifeleri; hanımıyla güzel geçinmek, onu himaye etmek, onun nafakasını tedarik etmek ve kendisine sadakatten ayrılmamaktır. Bir hadîs-i şerîfte, “Sizin en hayırlılarınız, hanımları hakkında en hayırlı olanlarınızdır.” buyurulmuştur. Diğer bir hadîs-i şerîfte, “Kadınlara ancak iyi huylu olanlar ikram eder, kötü huylu olanlar da ihanet eder.” buyurulmuştur. Kadının başlıca vazifeleri; kocasının meşrû emirlerini tutmak, namusunu ve haysiyetini muhafaza ederek kocasına sadakat göstermek, hâline kanaat etmek ve israftan kaçınmaktır. Çocukların, baba ve annesine karşı başlıca vazifeleri; anne ve babaya hürmet etmek ve onların meşrû emirlerine itaat etmektir. Evlatların, hayatlarına vesile olan, kendilerini senelerce bir muhabbet ve şefkatle yetiştiren anne ve babalarına karşı, ‘öf’ demeleri bile câiz değildir. Babasına ve annesine bakmayan, onların meşrû emirlerini dinlemeyen, onların ihtiyaçları olduğunda yardımlarına koşmayan bir çocuk, hayırlı evlat olmak şerefinden mahrum kalır, Allâhü Teâlâ’nın azâbına lâyık olur. Babalar, hürmette; anneler ise yardımda önce gelir. Annenin hakkı, babaya nazaran iki kattır. Bir hadîs-i şerîfte, “Cennet, annelerin ayakları altındadır.” buyurulmuştur. Hayırlı evlat, yalnız anne babasına değil, vefatlarından sonra onların dostlarına da hürmette kusur etmez. Çünkü bu hürmet de anne babaya hürmet gibidir. Kardeşlerin başlıca vazifeleri; birbirlerini sevmek, birbirlerine yardım edip hürmet ve şefkatte bulunmaktır. Kardeşlerin aralarında kuvvetli bir bağlılık olmalıdır. Maddî menfaatler yüzünden, birbirine düşman olmamalarıdır. 01 Kasım 2023 Fazilet Takvimi
İnsan ve Duygular
Reklam