Hazeyn

Hazeyn
@Alidgr4
Dert tekamül yolculuğudur . Yürütür, büyütür, pişirir...
HAZRET-İ ALLAH ZALİME MÜHLET VERİR: Ebû Mûsâ el-Eş‘arî (r.a.) şöyle anlatıyor: “Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem: ‘Hazret-i Allah, zalime mühlet verir, onu (azabıyla) yakalayınca da kimse kurtaramaz.’ buyurduktan sonra, ‘İşte Rabb’in, (halkı) zalim memleketleri cezalandırdığı zaman böyle cezalandırır. Çünkü O’nun vereceği ceza çok acı, çok çetindir.’ meâlindeki Hûd Sûresi’nin 102. âyet-i celîlesini okudu.” Meysere (r.a.)’dan şöyle rivâyet olundu:  “Kabre konulan bir kişiye, Münker ve Nekîr melekleri gelir ve ‘Sana yüz sopa vuracağız.’ derler. Ölen kişi, ‘Benim şöyle şöyle amellerim var.’ der. Cezası, amelleri sebebiyle on sopaya, sonra bir sopaya kadar düşürülür. Sana bir defa vuracağız diyerek bir kere vururlar. O vuruşlarıyla kabrin içi ateşle dolar.  Kabirdeki kişi: ‘Bana neden vurdunuz?’ diye sorunca, melekler, ‘Sen zulüm gören bir kişiye uğradın, senden yardım istediği hâlde ona yardım etmedin, onun için vurduk.’ derler. Bu darbe, mazluma yardım etmeyenedir, peki zalimin hâli nice olur.”  İbn-i Mesûd (r.a.) şöyle buyurdu: “Kim bir zalime, zulmünde yardım ederse veya bir Müslümanın hakkını zalime kaydırmak için zalime yol gösterirse, Allâh’ın gazabına uğramış ve zulüm günahını yüklenmiş olarak âhirete gider.” Ebu’l-Kâsım el-Hakîm’e “Kuldaki imanı zayıflatıp imansız gitmesine sebep olan günah var mıdır?’ diye sorulunca şöyle cevap verir: “Evet, üç şey vardır: • İslâm nimeti üzerine şükrü terk etmek, • İslâm nimetinin elinden gideceği korkusunu terk etmek, • Müslümanlara zulmetmek.”  / FAZİLET TAKVİMİ
Din
Reklam
ilim öğrenmek..
Fakîh Ebû’l-Leys es-Semerkandî (rah.) şöyle buyurdu: “Her kim bir âlimin yanına varsa ve onunla beraber otursa her ne kadar ilim öğrenmeye gücü yetmese de onun için yedi şey vardır:  • Talebelik faziletine erişmiş olur. • Onun yanında oturduğu müddetçe günahlardan ve hatalardan uzak durur. • Evinden çıktığı andan itibaren ilim meclisine ulaşana kadar üzerine rahmet iner • İlim meclisinde oturduğu zaman âlimler üzerine inen rahmet, sohbet bereketi ile o kimseye de isabet eder • Dinlemeye devam ettiği müddetçe kendisine sevap yazılır. • Melekler, ilim talebelerinin üzerine kanatlarını gererler, orada bulunduğu için o kimse üzerine de kanatlarını gererler. • Gelip giderken attığı her adım günahlarına keffâret ve derecesinin yükselmesine sebep olur, sevaplarını ziyadeleştirir. Bu sayılanlar ilim meclisinde bulunup bir şey öğrenemeyen içindir. Bir şeyler öğrenenlere daha nice nice ikramlar vardır. 
Din
ilim bilmek...
Beşeriyeti, zulmetten nura çıkarmak için gönderilen Kur’ân-ı Kerîm’de “Allah” ism-i celîlinden sonra en çok geçen kelimelerden birinin de ilim ve ilim manâsını ifade eden kelimeler olduğu görülür. Hazret-i Allah (meâlen):  “Habîbim! De ki: Hiç bilenler ile bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer Sûresi, âyet 9) buyurarak ilmin ve âlimin mutlak üstünlüğünü beyan buyurmuştur.  Resûlullah Efendimiz (s.a.v): “Ya âlim ol ya talebe ol ya dinleyen ol veyahut bunları seven ol. Beşincisi olma, yoksa helâk olursun.” buyurmuşlardır. Abdullah bin Mübârek (rah.) sadakasını, malının zekâtını başka beldelere gönderiyordu. Bunun sebebi sorulunca şöyle buyurdu:  “O beldelerde dinî ilimleri tahsil eden sadık ve faziletli insanlar tanıyorum. İnsanlara faydalı olmak için çok güzel ilim öğrendiler. Öyle ki ilim onları ihtiyaçlarını karşılamaktan alıkoydu da muhtaç kaldılar. Şâyet biz onları ihmal edersek, onlara zekât ve sadaka vermezsek, ilimleri zâyi olur. Ama biz onlara yardım edersek, ihtiyaçlarını karşılarsak onlar da Ümmet-i Muhammed’e ilim öğretirler, ilmi yayarlar. Peygamberlik rütbesinden sonra, Allâhü Teâlâ’nın emrettiği ilmi öğretmekten daha faziletli bir rütbe bilmiyorum.”
Din
6 Şey
Evliyaullahtan Şakîk-ı Belhî (rah.), Hâtem-i Esam (rah.)’a:  “Otuz senedir benim yanıma gelmektesin, ne öğrendin?” diye sordu. “Altı şey öğrendim. Onlar ile amel edebilirsem öyle ümit ediyorum ki dünya fitnelerinden kurtulurum. Birincisi: Hz. Allâh’ın şu âyet-i kerîmesine baktım: “Ve yeryüzünde hiçbir yürüyen hayat sahibi yoktur ki, onun rızkı Allâhü Teâlâ’ya ait olmasın.” (Hûd S., â. 6) Ben de kendimi, Allâhü Teâlâ’nın kendisine rızık vaad ettiği kimselerden bildim. Ve bildim ki benim için olan rızık bana ulaşır. Zira Allâhü Teâlâ, deveye rızık verir bu denli büyük iken, sineği unutmaz bu denli küçük iken. Ben de Allâh’a tevekkül edip ibadet ile meşgul oldum ve ibadetten başka bir şeye pek ehemmiyet vermedim.  İkincisi: Hz. Allâh’ın; “Müminler ancak kardeştirler.” meâlindeki Hucûrat Sûresi’nin 10. âyet-i kerîmesine baktım ve bütün müminleri kardeş bildim. Kardeşe düşen, kardeşine şefkat etmektir.    Üçüncüsü: Her insanın bir dostu olduğunu gördüm. Dostun, dostuna karşı muhabbetini göstermesi gerekir. Ben de Allâh’a itaati kendime dost bildim. Onun dışındaki bütün dostlar beni terk ederler, ancak Allâh’a ibadet benim dostum olarak kalır. Zira o, kabirde, mahşerde ve sırat üzerinde hep benimledir.  Dördüncüsü: Herkesin bir düşmanı olduğunu gördüm. Düşmana, düşmanlık etmek ve ondan uzak durmak gerekir. Şeytanı ve kâfirleri kendime düşman gördüm. Şeytanın düşmanlığını daha şiddetli gördüm. Şöyle ki, o beni görür lâkin ben onu göremem. Kendisiyle birlikte benim de cehenneme girmemi ister. Beşincisi: Her insanın bir evi olduğunu gördüm. Evin imarı gerek. Ben de kabri evim bildim ve onun imarı ile meşgul oldum. Altıncısı: Her şeyin bir tâlibi ve alıcısı olduğunu gördüm. Ölüm meleğini kendime tâlib bildim. Bilmiyorum bana ne zaman gelir? Bana geldiğinde kendisinden
Din
BÜYÜK GÜNAHLAR NELERDİR?: Abdullah İbn-i Ömer (r.anhümâ), büyük günahların ne olduğu hususunda Peygamber Efendimizden (s.a.v.) şöyle rivâyet etmiştir: ‘Kebîre’ denilen büyük günahlar dokuzdur: Allâhü Teâlâ’ya şirk koşmak, haksız yere adam öldürmek, namuslu kadınlara zinâ iftirasında bulunmak, zinâ etmek, harbden kaçmak, sihir yapmak ve yaptırmak, yetim malı yemek, Müslüman ana-babaya âsî olmak, Harem-i şerîfte günah işlemektir.  Ebû Hüreyre (r.a.)’ın rivâyetinde, bunlar üzerine ‘fâiz yemek’ ve Hazret-i Ali (k.v.) Efendimizin rivâyetinde de ‘hırsızlık yapmak’ ile ‘şarap içmek’ maddeleri ilave edilmiştir.  Sayılanların dışında, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) haber verdiği başka büyük günahlar da vardır. Onlardan bazıları şunlardır: (Özürsüz ve bilerek) namazı, zekâtı ve orucu terk etmek, imkânı olduğu hâlde haccetmemek. Peygamber Efendimize (s.a.v.) yalan (bir söz) isnâd etmek. Başta Allâhü Teâlâ’ya karşı olmak üzere kendisine iyilik yapana nankörlük etmek. İntihar etmek. Nemîme (insanların arasını bozmak için laf taşımak). Sıla-ı rahmi (yakın akraba ile alâkayı) kesmek. Kumar oynamak. Eşkıyâlık/yol kesicilik yapmak. Kasten yalan yere yemin etmek. Zulmetmek. Haram yemek. Çok yalan konuşmak. Rüşvet almak. Erkeğin kadına, kadının da erkeğe benzemeye çalışması. Bevilden (yani idrar sıçramasından) kaçınmamak. Riyâkârlık yapmak. İlmi gizlemek ve sadece dünya için öğrenmek. Kaderi inkâr etmek. Lanet etmek. Sözünde durmamak, ahde vefâsızlık yapmak. Komşulara, Müslümanlara eziyet vermek. Hayvanlara eziyet etmek. Herhangi bir özrü olmadığı hâlde cemaat ile namazı terk etmek. Tartıda ve ölçüde hile yapmak. Allah dostlarına eziyet etmek ve onlara düşman olmak. Sahâbe-i Kirâm Hazretlerine buğzetmek.  Bunlardan başka, kulun yapmakta ısrar ettiği her küçük günah da birer büyük
Din
Reklam