Hazeyn

Hazeyn
@Alidgr4
Dert tekamül yolculuğudur . Yürütür, büyütür, pişirir...
PEYGAMBER EFENDİMİZİN (S.A.V.) HAZRET-İ ALİ’YE YAPTIĞI VASİYETLER: Yâ Ali! Bil ki müminin üç alâmeti vardır: Namaz kılmak, oruç tutmak ve sadaka vermek. Münafığın da üç alâmeti olur: Halk önünde namazın rükûunu ve secdesini tam olarak yapar, ancak tenhada hiçbir rüknü tam yerine getirmez. Övüldüğü zaman, bir işi sevinç ve neşe içinde yapar. Allâhü Teâlâ’yı, insanların içinde zikreder, tenha yerde unutur. Yâ Ali! Hased edicinin de üç alâmeti vardır: Herkesin yanında dalkavukluk eder, yaltaklanır ve gıyablarında gıybet eder. Her kime musibet erişse sevinir. Yâ Ali! Tembel kimsenin de üç alâmeti vardır: Allâhü Teâlâ Hazretlerine itaatte tembellik eder. Taatte kusur eder, ameli boşa gider. Namazı tehir eder; hatta vaktini geçirir. Yâ Ali! Tevbe eden kimsede de üç alâmet vardır: Haram olan şeylerden uzak durur. İlim talebinde istekli olur. Sütün nasıl ki çıktığı yere geri dönme ihtimali yoksa, o da bir daha günaha dönmez. Yâ Ali! Akıllı kimsede de üç alâmet vardır: Dünyayı hor ve zelil tutar (onlara kıymet vermez). Cefa ve sıkıntı çeker. Başına gelen bu cefa ve sıkıntılara sabreder. Yâ Ali! Sabırlı kimsede de üç alâmet vardır: Kendisiyle alâkayı kesenlerle alâkasını kesmez. Kendisine vermeyene ihsanda bulunur. Kendisine zulmedene, zulmetmek için teşebbüse geçmez. Yâ Ali! Ahmakta da üç alâmet bulunur: Farzları yerine getirmekte tembellik eder. Boş ve abes sözleri çok söyler. Allâhü Teâlâ’nın yarattıklarına eziyet eder. Yâ Ali! Âhiret saadetine erecek kimsede de üç alâmet bulunur: Yediklerini helâlinden yer. Kendi şehrindeki ilim meclisinde hâzır bulunur. Beş vakit namazı cemaatle kılar. Yâ Ali! Bedbaht olanda da üç alâmet bulunur: Yediklerini haramdan yer. Âlimlerden uzak olur. Namazı, özürsüz olarak tek başına kılar. / FAZİLET TAKVİMİ 23 Haziran 2021, Çarşamba
Din
Reklam
Şehit Kimdir ? Nedir ? Şehâdet büyük bir mertebedir. Allah yolunda canını fedâ eden, müşrikler tarafından öldürülen, Allah rızası için savaşırken yaralanıp o yaradan dolayı vefat etmiş olan Müslüman kimseye şehit denir. Bu kimselere şehit denilmesinin bazı sebepleri vardır:  “Hazret-i Allah ve melâike-i kirâm, o kimsenin Cennet ehlinden olduğuna şahitlik ettikleri için.” “Şehit olan kimse, ruhunu teslim ederken Hazret-i Allâh’ın kendisine ikram edeceği nimetleri müşahede ettiği için.” “Şehit olan kimsenin, imanı sayesinde Cehennem ateşinden kurtuluşuna şahitlik edileceği için.” “Şehit olan kimseler, peygamberlerin kendilerine ilahî ahkâmı tebliğ ettiklerine kıyamet günü şahitlik edecekleri için.” “Şehîdin ruhu Cennet’te hazır olduğu için.”
Din
Nefis Nefis, herkesin istîdâdına göre, çeşit çeşittir. Kimini kibr u gururdan vurur, kimini hırs-u tama‘dan vurur, kimini hevâ ü hevesten vurur. Her mertebedeki insana ayrı sûretten gözükür. Nasıl ki cinnîler muhtelif mahlûklar şeklinde insanlara gözükebilirlerse nefis de her mertebedeki insanla ayrı ayrı… Kâfire ayrı surette vesvese verir, âsîye ayrı surette vesvese verir, ehl-i îmâna ve ehl-i itaate ayrı vesvese verir. Ne yapabilirse kârdır; yani, o insana ne zarar verebilirse kârdır. İmanını elinden alamazsa hiç olmazsa itaatini elinden alır. İtaatini elinden alamazsa, Allâh’a daha çok itaat etmesini önler, az itaat ettirir. Lâyık-ı vechiyle itaat ettirmez. İbadetini önleyemiyorsa ibadetini üstünkörü yaptırır, tam yaptırmaz. Yani nefsin ve şeytanın işi, mümkün olduğu kadar insanı Allâh’ın rızasını kazanmaktan men etmektir. Onun için hiç kimse kendine güvenmesin, hiç kimse bilâ istisnâ. Dâima Allah’tan korkmak lâzımdır. ‘Beyne’l-havfi ve’r-recâ’ (korku ve ümid arasında) olmak mecburiyeti var, nefis ve şeytandan dolayı.
Din
Kur’ân-ı Kerîm’in en muteber Türkçe tefsirini yazan Elmalılı Hamdi Efendi merhûmun (v. 1942), tefsîrinin mukaddimesinde Kur’ân-ı Kerîm’i anlamak isteyenlere tavsiyesi şöyledir: Doğrusu, Kur’ân-ı Kerîm’i cidden anlamak, tetkik etmek isteyenlerin onu usûlü ile Arapça’sından ve sahih tefsîrlerinden anlamaya çalışmaları zarûrîdir. “Kur’ân-ı Kerîm’in falan tercümesinde şöyle denilmiş.” diyerek hükümler çıkarmaya, meseleleri münakaşa etmeye kalkışmamalıdır. Bunu, imanı olanlar da kendini bilen insaflı kimseler de yapmaz.  Kur’ân-ı Kerîm’den bahsetmek isteyenler, onu hiç olmazsa harekesiz olarak yüzünden okuyabilecek kadar ilim sahibi olmalıdır. Bununla beraber öyle kimseler görüyoruz ki; Kur’ân-ı Kerîm’i harekesiz olarak okumak şöyle dursun, harekesiyle bile doğru okuyamadığı hâlde onun hükümlerinden, manalarından ictihâda kalkışıyorlar.  Öylelerini görüyoruz ki; Kur’ân-ı Kerîm’i anlamıyor ve “Tefsirlere, müfessirlerin te’vîlleri karışmıştır.” diyerek onları da dikkate almak istemiyorlar. Ellerine geçirdikleri tercümeleri okumakla, Kur’ân-ı Kerîm’i tetkik etmiş olacaklarını iddia ediyorlar. Bu kimseler düşünmüyorlar ki; okuduğu tercümeye âlim müfessirlerin te’vîli değilse de cahil mütercimlerin hatası, noksanı karışmıştır…
Din