"Gördüğünüz her musibet ve felâket, hep kızgınlığın, nefretin, Hakkı tanımamanın, zulüm ve haksızlık etmenin cezasıdır. Bu da, hukuku kendiniz kurmaya kalkışmanın, Hak teâlâ ile yarış etmenin neticesidir. İnsanlığı kaplayan sıkıntıların birinci sebebi, Hakka karşı gelmek, O'nun nizamına uymamaktır. Beşeriyet ne kadar uğraşırsa uğraşsın, Hak teâlâyı hâkim bilip, Ona kulluk edip emirlerine uymadıkça ızdırap ve felaketten kurtulamaz. Haktan ve Hak yolundan başka her ne düşünülse, hepsi ayrılık ve perişanlık yoludur. Hak teâlâdan başka, her neye tâbi olur, her neye tapınır, Onun yerine, her neyi sever ve hakîkî hâkim tanırsanız, biliniz ki, onlar da sizinle beraber yok olacaklardır."
Yeni Yüzyılda Nasıl İnanmalı? 3. İman, ümitsizlik (yeis) hâlinde olmamalıdır. İman, akıl, irade ve kalp işidir. Bu nedenle bilinçli bir kabullenişi ve tasdiki gerektirir. Burada ümitsizlik ile kastedilen, ölüm döşeğinde (ölüm şiddetini gördüğü anda) bir insanın iman etmesi durumudur. Başka bir ifadeyle 'can boğaza gelmeden' iman etmek gerekir. Böyle bir iman geçerli sayılmamıştır. Çünkü burada insanın kararlı bir tercihi ve tasdiki söz konusu değildir. Aksine şuursuzca bir kabulleniş söz konusudur. Yüce Allah Firavun'un, Kızıldeniz yarılmaya başladığı anda çaresizlikten dile getirdiği imanı geçerli saymamıştır.
"Fakat azabımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine fayda vermedi. Bu, Allah'ın kulları hakkında eskiden beri yürürlükte olan kanunudur. İşte orada inkârcılar hüsrana uğradılar."(Mü'min suresi 40/85)
İnsan yumuşak ve esnek doğar, ölünce kaskatı ve serttir.
Bitkiler yumuşak ve bükülebilir doğar, ölünce kırılgan ve kurudurlar.
Yani her kim sert ve katı ise ölümün mürididir.
Her kim yumuşak ve uysal ise yaşamın mürididir.
Sert ve katı olan kırılır.
Yumuşak ve esnek olan galip gelir.
-LAO TZU