Zülfü Alimoglu

Önce İnsan
Yüreği yedi yerinden dağlanan değerli Dedeoğulları ailesi; Öncelikle tarifi imkansız acınızı paylaşır yaralı yüreğinizden öpüyorum ve saygılarımı sunuyorum. Size yapılan ırkçı saldırı karşısında öfkemiz çok büyük çünkü bizler bu ülkede kimliğimizden dolayı çok büyük acılar yaşadık. Bize bu acıları yaşatanlar ne diyorlardı? ‘Bin yıldır birlikte yaşıyoruz. Din kardeşiyiz. Etle tırnak gibiyiz. Hep beraber kardeşçe yaşıyoruz’ ve daha onlarca klişe söz… Bu sözler dünde yalandı bugün de yalan... KÜRT’ÜZ DİYEMİYORDUK Biz hiçbir zaman gerçek anlamda kardeş olmadık. Bu gerçekliği her Kürt bilir ama biz İç Anadolu Kürtleri iliklerimiz kadar işleyen sızı ile biliriz. Hani bugünlerde siyasete malzeme yapılan ve hararetle tartışılan mülteciler konusu var ya işte biz her zaman mülteci konumunda olduk. Yaklaşık 500 yıl önce geldiğimiz Konya’da hiçbir zaman yerli sayılmadık. Muhacir olarak tanımlandık. Çünkü biz Türk değildik. Oralı da değildik ama biz de Kürt’üz diyemiyorduk. Bunu belirtmek ayrımcılığa giriyordu. Dolayısıyla Kürtlüğümüzü belirtmemiz yerliler tarafından makbul görünmüyordu. Son yıllarda bununla da kalkmayıp Kürtlüğünü vurgulayanlar bölücülükle suçlanıp haklarında işlem başlatılabiliyordu. Her anlamda çağ aralıyor ve bu ülkede şimdi de linç ediliyoruz. GİZLİCE AĞLAYANLARDIK Peki, kim kimdik? Biz yüz yıllar önce Orta Anadolu’ya asimile olalım diye sürgün edilen Kürtlerdik. Cihanbeyli kulu, Haymana vb. ilçelerin civarında konaklayanlardandık. Etrafları dillerini, kültürlerini hiç bilmedikleri Türklerle çevrili domlardık. Erivan radyosunu ve Kürtçe kasetlerini gizli gizli ağlayarak dinleyenlerdik. Yıllar sonra köyden kente göç edince Kürt köylü denilerek aynı şeyleri tekrar tekrar yaşayanlardık. Avrupa’ya göç ile birlikte bir kez daha mülteci muhacir göçmen, ilticacı,
İnsan ve Toplum
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
A-A+ Evinin önünde bisikletiyle turlayan bir çocuk. Sırtında çantasıyla okula doğru yürüyen bir öğrenci. Ağır adımlarla karşıdan karşıya geçmeye çalışan 90’larında bir ihtiyar. Komşuya doğru ilerleyen yaşlı bir kadın. Ninniler eşliğinde yatak odalarında uyutulmuş iki küçük kardeş. Kasabanın çarşısında dolaşan bir grup genç. Ve… Yaşam alanlarında korkunç bir hızla ilerleyip o devasa cüsseleriyle insanları ezip geçen demir yığını zırhlı araçlar. Yaralayanlar, sakat bırakanlar bir kenara, ölümle sonuçlananlar bile say say bitmiyor… Zırhlı araçların “çarpmaları” için “kaza”, “çocuğun bisikletle sokakta ne işi var” diyenler olabilir, olacaktır da. Peki bu “kazalar” neden sadece Kürtlere “denk” geliyor? Bu araçları kullananlar, karşılarındaki canlıları birer insan değil, herhangi bir nesne olarak mı görüyor? Dahası, bu “kazaların” sorumluları neden sistematik olarak cezasız bırakılıyor? Dahanın dahası, nedir, nedendir muhalefetin bu konudaki sessizliği? Erdoğan’ın Rize’de bir çocuğun kafasına vurup kurdeleyi kestirmemesine büyük tepkiler gösterildi. Zira iktidarın çocuklara yaklaşımını özetleyen, sembolik anlamı büyük bir olaydı. Oysa sembolize edilmeyecek kadar gerçek, sistematik bir şiddet, ülkenin öbür tarafında yaşanıyor ve kafasına parmakla vurulan çocuk için gösterilen tepki, bazı kesimler hariç, zırhlı araçlarla ezilen Kürt çocukları için gösterilmiyor. Tıpkı Konya’da katledilen 7 Kürt için olduğu gibi, 7 yaşında, bisikletiyle birlikte ezilen Mihraç Miroğlu için de, bırakın sert tepki göstermeyi, bir başsağlığı mesajını bile çok gördü iktidar namzeti muhalefet. Konya’da Kürtler öldürülürken sessiz, İdil’de bir çocuk ezilirken sessiz, Yüksekova’da bir kadın vurulurken sessiz, milletvekilleri, belediye başkanları hapishanelerde çürütülürken sessiz ama TikTok’çu
A-A+ Evinin önünde bisikletiyle turlayan bir çocuk. Sırtında çantasıyla okula doğru yürüyen bir öğrenci. Ağır adımlarla karşıdan karşıya geçmeye çalışan 90’larında bir ihtiyar. Komşuya doğru ilerleyen yaşlı bir kadın. Ninniler eşliğinde yatak odalarında uyutulmuş iki küçük kardeş. Kasabanın çarşısında dolaşan bir grup genç. Ve… Yaşam alanlarında korkunç bir hızla ilerleyip o devasa cüsseleriyle insanları ezip geçen demir yığını zırhlı araçlar. Yaralayanlar, sakat bırakanlar bir kenara, ölümle sonuçlananlar bile say say bitmiyor… Zırhlı araçların “çarpmaları” için “kaza”, “çocuğun bisikletle sokakta ne işi var” diyenler olabilir, olacaktır da. Peki bu “kazalar” neden sadece Kürtlere “denk” geliyor? Bu araçları kullananlar, karşılarındaki canlıları birer insan değil, herhangi bir nesne olarak mı görüyor? Dahası, bu “kazaların” sorumluları neden sistematik olarak cezasız bırakılıyor? Dahanın dahası, nedir, nedendir muhalefetin bu konudaki sessizliği? Erdoğan’ın Rize’de bir çocuğun kafasına vurup kurdeleyi kestirmemesine büyük tepkiler gösterildi. Zira iktidarın çocuklara yaklaşımını özetleyen, sembolik anlamı büyük bir olaydı. Oysa sembolize edilmeyecek kadar gerçek, sistematik bir şiddet, ülkenin öbür tarafında yaşanıyor ve kafasına parmakla vurulan çocuk için gösterilen tepki, bazı kesimler hariç, zırhlı araçlarla ezilen Kürt çocukları için gösterilmiyor. Tıpkı Konya’da katledilen 7 Kürt için olduğu gibi, 7 yaşında, bisikletiyle birlikte ezilen Mihraç Miroğlu için de, bırakın sert tepki göstermeyi, bir başsağlığı mesajını bile çok gördü iktidar namzeti muhalefet. Konya’da Kürtler öldürülürken sessiz, İdil’de bir çocuk ezilirken sessiz, Yüksekova’da bir kadın vurulurken sessiz, milletvekilleri, belediye başkanları hapishanelerde çürütülürken sessiz ama TikTok’çu
İnsan ve Toplum
Siz benim neden sustuğumu, nerden bileceksiniz? Yusuf Hayaloğlu
İnsan ve Toplum