Uzun bir aradan sonra bugün kapalı yüzme havuzuna gittim. Orada anaların babaların nasıl sabırla beş altı yaşındaki çocuklarına yüzmeyi öğretmeye çalıştıklarını ve yaşlı olsun, genç olsun, sakat olsun kadınların yuzüşünü tekrar gördüm. Hani Ahmet Kaya diyor ya, " ölürsem, hayatımda istediğim bir tek şey var! Bir tek şey var! Ben Edirne'den Ardahan'a kadar bu ülkeyi çok sevdim." Bu sözleri söyleyen Ahmet Kaya'ya Türküyle Kürdüyle Türkiye insanının ne yaptığını hepimiz biliyoruz.
Fkat burada şu parelelliği kurmak istiyorum. Ben de yediden yetmişe ve sakat kadınlarına da dahi yüzmeyi öğreten ve yüzme imkanı sağlayan şu Almanya'nın her metrekare toprağını seviyorum. Ve beni sevmeyen Almanların sayısı her gün arttığını bilsem bile.
Dün Leipzig kentinde Tramvay yolunun ortasında seccadeyi serip namaz kılan ve buna benzer daha nice ahlaksızlıklar yapan müslüman göçmenleri gören Almanlar yabancı düşmanlığı yapmasında ne yapsın!
Ben 34 yıldan beri yaşadığım bu ülkede kendi hesabıma şunu söyleyeyim: insanca yaşadım. Tek tük olumsuzluklar yaşasam da bütün olarak baktığımda insanca muamele gördüm kurum ve kuruluşlarında. Dünyanın neresinde olursa olsun sıkıntıda olan yurttaşını kurtarmak için çabalayan Alman devletini ve Alman insanının duyarlılığını seviyorum.
Alman milletinin duyarlılığı; Armin Laschet Almanya'nın başbakanı olacağı kesin gözüyle bakılıyordu. Bütün istatistiklerde öndeydi. Ta ki sel felaketinde Alman Cumhurbaşkanı Steinmeier kameralar önünde basına konuşurken arkada güldüğü videosu bir vatandaş tarafından bir kaç gün sonra paylaşıncaya kadar. Sen misin gülen! İnsanlar hayatlarını kaybetmiş. Evleri yıkılmış. Sevdiklerinin akıbeti bilinmiyor, ölmüşler mi yaşıyorlar mı? Ve sen başbakan adayı olarak gülebiliyorsun. Defalarca hata yaptım dedi ve özür diledi Armin