Modernitenin vaadi suyun üzerinde yürümek bile olsaydı, başka bir deyişle zenginler ile yoksullar arasındaki uçurum Kraliçe Victoria'nın öldüğü tarihteki oranlarda kalsaydı, bütün insanların durumu on kat daha iyi olurdu. Nevar ki bugün sefalet içindeki yoksulların sayısı 1901'de bütün insanların toplam sayısı kadardır.
"O halde bir tür olarak umutla mahvolmaya yazgılıyız, öyle mi?" Umutla mı? Eh, evet. Umut bizi eski sorunlar için yeni çözümler icat etmeye yöneltiyor, bu icatlar da çok daha tehlikeli sorunlar yaratıyor.
Kültürlerimiz ve siyasi sistemlerimiz hâlâ farklı, ama ekonomik düzeyde artık bütün bir gezegenin doğal sermayesinden beslenen bir tek büyük medeniyet var. Her
yerde kereste çıkarıyoruz, her yerde balık avlıyoruz, her yerde sulama yapıyoruz, her yerde bina inşa ediyoruz, biyosferin bir
tek köşesi bile israfımızın yarattığı kan kaybından yakayı kurtaramıyor.
"O halde bir tür
olarak umutla mahvolmaya yazgılıyız, öyle mi?" Umutla mı? Eh, evet. Umut bizi eski sorunlar için yeni çözümler icat
etmeye yöneltiyor, bu icatlar da çok daha tehlikeli sorunlar yaratıyor. Umut, en büyük boş vaatte bulunan politikacıyı seçiyor; her borsa simsarının ya da piyango satıcısının bildiği üzere çoğumuz azıcık umudu, sağduyulu ve öngörülebilir bir sadeliğe yeğliyoruz. Açgözlülük gibi umut da kapitalizmin motorunu besliyor.
John Steinbeck bir keresinde yoksullar kendilerini sömürülen bir proletarya değil, geçici olarak dara düşmüş milyonerler olarak gördükleri için Amerika'da sosyalizmin hiç kök salamadığını söylemişti.