Aslında beş duyuyla algılayabildiğimiz bir dünyada yaşamıyoruz. Bu beş duyu algılama menzili çok çok küçük ve buna "Görülebi len Işık" deniliyor. Yaratılışımız; bir şifonyerin çekmeceleri gibi, biri diğerinin üzerindeymiş şeklinde yer almıyor. Radyo ve televizyonlarda olduğu gibi, aynı boşluğu paylaşan frekans lardan oluşuyor. Yayılan frekanslar sadece sizin bedeninizin çevresinde değiller, bedeninizle aynı yeri de paylaşıyor, ama farklı dalga boyları ile çalışıyorlar. Eğer dalga boyu veya frekans birbirine çok yakın ise karışıyor, birinin diğerinin varlığından bu suretle haberi oluyor. Bunun dışında, birbirlerinin varlığından haberleri olmuyor, çünkü farklı frekanslarda/ger çekliklerde veya dünyalarda çalışıyorlar. Radyonuzu diyelim ki, Radyo 1 'e göre ayarladınız. Radyo l 'i dinlersiniz, ama bu arada Radyo Z, 3 veya 4'ü duyamazsınız. Frekansı Radyo 1 'den Radyo Z'ye ayarlayın, bu sefer Radyo Z'yi dinlemeye başlarsınız, ama ayarlama yaparken Radyo 1 hala oradadır. Siz dikkatinizi veya bilincinizi Radyo Z'ye vermişseniz bile o yayına devam eder.
Bu, tam olarak görünürdeki, algılanan gerçek evrenin nasıl çalıştığını gösteren bir ör nektir. Görme, işitme, koklama, dokunma ve tatma şeklinde beş duyumuzla "boşluk" ola rak gördüğümüz son derece küçük bir parçayı algılıyoruz. Örneğin kedilere göre "uzay" boş değildir. Çok daha görsel frekans menzilleri vardır, dolayısıyla insanların beş duyu ile sı nırlanan frekanslarının çok ötesinde diğer boyuttaki varlıkları ve faaliyetleri görebilirler. Her şeyin bizim içimizde olduğu, sembolik olarak cennetin de içimizde olduğu doğrudur. Sonsuzluk içimizdedir, çünkü bütün sonsuzluk, bütün uzayı kaplar. Sonsuzluğu beş duyu muzla algılayamayız, tıpkı radyo frekanslarından birisine ayarlanmışsanız, bütün dalgaları duyamayışımız