Mevleviler Neye “sır taşıyıcısı” derler. Sır taşıyıcılığı metaforu, yüzyıllardır hep bir hikâyeyle dilden dile do laşıp durur.
Önce sufi Feridüddin Attarın kitabında karşımıza çı kar bu hikâye... Sonra başka kaynaklarda da yer almıştır.
Hazreti Muhammed, kendi tekâmülünün üst noktası olan miraç hadisesinden sonra birçok sırra nail olur.
Bir gün nail olduğu sırlar üzerine tefekkür ederken, Hazreti Ali girer içeriye ve “Efendim sizi çok düşünceli görüyorum, acaba bir sorununuz mu var?” diye sorar.
Hazreti Muhammed “Yoktur ya Ali. Bana verilen sırları düşünüyorum” diye karşılık verir.
Hazreti Ali bu cevaptan çok etkilenmiştir.
“Küçücük bile olsa o sırlara benim de vâkıf olmam
mümkün müdür acaba?” diye sorar.
“Kaldıramazsın ya Ali” der Hazreti Peygamber.
Fakat Hazreti Alinin gözlerindeki isteği görünce,
yanına oturmasını işaret eder ve başlar anlatmaya.
İşittiği şeylerden sonra Hz. Alinin içinde yoğun bir aşkınlık dalgalanır. Yerinde duramaz gibi olur. Dışarı çıkmak için Hazreti Peygamberden müsaade ister. Öy lesine yüklenmiştir ki yüreği, haykırmak gelir içinden.
Mekke sokaklarında dolaşıp herkese duyurmak ister yüklendiği sırları. Ancak o zaman rahatlayabilecektir içi ama bunu yapamaz.
Adı üzerinde, yüküne talip olduğu şey sırdır. Herke se açık değildir. Sorumlulukları vardır.
Peki, içindeki bu taşkın seli ne yapacaktır şimdi?
Nereye akıtabilecektir yükünü?
Derken aklına bir fikir gelir, Mekke’ nin dışına çıkar ve kör bir kuyu bulur. Bağıra bağıra kuyuya anlatır için dekileri. Sonunda sakinleşip rahatlar yüreği. “Oh!” der.
Ne var ki aktardığı yük bu kez kör kuyuya tesir et miştir. Kuyu, aldığı sırlarla gürüldemeye başlar durup dururken. İçi kaynıyor gibidir. Derken aşka gelerek suyla dolmaya başlar. Sular yükselir de yükselir... Çok geçmeden kör kuyudan sular