Meselâ, “Allahu Teâlâ’nın âzaları yok, cisim ve miktardan münezzehtir.” dendiği vakitte bile inkârına kalkıştılar. Hattâ bâzı ahmaklar, “Bu sözlerinizle Allah’ı değil, Hind karpuzunu anlatmış olursunuz.” diyecek kadar ileri gitmişlerdir. Çünkü bunlara göre ululuk ve azamet âzâlardadır. Çünkü insan ancak kendini bilir. Kendini ve kendi gibi olanı yüceltir. Kendi vasıflarına mâlik olmayanlarda yücelik düşünmez. Onun en son anlayabileceği, güzel bir sûreti güzel bir köşk üzerinde oturur ve hizmetçileri etrafında dönüp durur, diye bilmekten ibârettir. İşte Allahu Teâlâ hakkında da bunu düşünebilir ve bundan bir azamet çıkarabilir. Hattâ bir sivrisineği ele alalım.
Onun aklı olup da kendisine, “Seni yaratanın eli, ayağı olmadığı gibi, kanatları da yok.” desek, “Benden daha eksik bir kimse Hâlık olabilir mi?” diye bunu inkâra kalkışır.
Allah’ın keremi, kal’aya girmeden insanı korumakta değil, soğuktan korunmak için ateşi yaratıp, ateşi ne şekilde elde edeceğini sana bildirmesi ve imkânlarını yaratıp bu sebeplerın temininde kendisi müstağnî olup bunları bizzat senin temîn etmen gerektiği gibi, cehennemden de kurtuluş yollarını sana bildirmek ve sebeplerini yaratmaktadır.
Ne sanıyorsun? Acaba şehvetlerine muhalefet etmenin kolay olacağı bir gün mü gelecek? Böyle bir günü bekliyorsan, aldanırsın. Çükü Allahu Teâlâ böyle bir gün yaratmamıştır. Ve yaratmaz. Daima cennet, zorluklarla çevrili ve engellerle kuşatılmıştır. Bunları, hiç bir vakit kimse için hafiflemez.