Aliye

Aliye
Bense kendi içimde yuvarlanıp gidiyorum.
Suçlu her zaman Tanrı değildir.
Öldürme, ele geçirme, yok etme buyruğunu tanrıların temsilcisi krallar vermişti ama katliamı yapanlar, el ayak kesenler, göz çıkaranlar, ev yakanlar halktı, kölelerdi. Güçlü bir öldürme güdüsü, yıkma dürtüsü, yok etme duygusu olmasa bu vahşeti gerçekleştiremezlerdi. Yoksa kralıyla, soylusuyla, halkıyla, kölesiyle vahşet biz insanların içinde miydi?
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Tanrı'yı değil, kendi zihnini tasvir eder insan
Peki, tanrıların ne çıkarı vardı insanların bu kadar acı çekmesinden, ölmesinden, sakatlanmasından, evinden yurdundan olmasından? Kulları ölürse onlara kim görkemli tapınaklar yapacak, kim değerli hediyeler sunacak, kim tören düzenleyecek, kim yakaracak, kim dua edecekti?
Yüzyıllarca Tanrıların sadece acımasız yönü anlatıldı
Tanrıların gazabından korkun," diye bizi uyarmıyorlar mıydı? Bizim tanrılarımız korkunçtu, acımasızdı, tıpkı Asurlularınki gibi, tıpkı Urartularınki, tıpkı Frigyalılarınki, tıpkı tanıdığım bütün ülkelerinki gibi...
Zihnimizin inşa ettiği yorumlar
"Ya Güneş Tanrımız olmasaydı biz ne yapardık?" dedim kendi kendime.
Ateşe değmeyen, alevi kutsar.
Onursuz bir antlaşmayla barışı yeniden sağlamıştık. "Onursuz," diyorum ama antlaşmadan utanç duyanlar yalnızca soylulardı. Halk ve kölelerse barışı üç gün üç gece süren şenliklerle kutladı. Çünkü savaşta ölenler, evleri yakılanlar, aç kalanlar, sürülenler onlardı.