Ta ki öfke yatışana ve sorular önemini yitirene dek. Ne yapmış ya da yapmamış olursam olayım, onun bana yaptıkları ne olursa olsun: Bu benim hayatımdı
işte.
Onunla gurur duydum. Bu aynı zamanda kederlendirdi de beni, gecikmiş ve harcanmış hayatına kederlendim, hayattaki tüm gecikmelere, tüm harcanmışlıklara kederlen-dim. Doğru zaman kaçırılmışsa, diye düşündüm, eğer insan bir şeyi kendinden bunca zaman esirgemişse, bir şey ondan bunca zaman esirgenmişse eğer, büyük bir güçle başlasa ve coşkuyla desteklense bile, artık çok geç kalınmış demektir.
Yoksa "çok geç" kalınmaz mı hiçbir zaman; yalnızca "gec" mi kalınır ve "geç" olması, her şeye karşın "hiç" olmamasından daha mı iyidir? Bilemiyorum.
Hanna dosdoğru ileriye baktı, bakışla-ri oradaki her şeyi delip geçiyordu. Gururlu, yaralı, yitik ve alabildiğine yorgun bir bakış. Hiç kimseyi ve hiçbir şeyi görmek istemeyen bir bakış.
Onu kendimden olabildiğince uzak tutmak istiyordum, geçen yıllar onu benim için yalnızca bir anıya dönüştürmüştü ve artık hep orada kalabilmesi için olabildiğince ulaşılmaz olmalıydı.
Hanna'dan sonra kendimi asla alçaltmayacak ve alçalmayacaktım; kendimi bir daha asla suçlamayacak ve suçlu hissetmeyecektim; bir daha yitirmekten acı duyacak kadar sevmeyecektim hiç kimseyi: O zamanlar bunu böylesine açık düşünmemiş, ama kararlılıkla hissetmiştim.
Tepeden bakan , iddialı bir tavır geliştirdim.