Suçlarımdan birinin şu takım elbiseyi giymemem, diğeri de kendi yolumdan gitmek istememdi. Toplumun huzuru ve mutluluğu için koyulmuş olan kurallar ve kararlara bütün milletin riayet ettiği bu dünyada ben kendi şahsi arzu ve hedeflerimin peşine düşmek, atıldığım her maceranın sonucunda ne düşünmeden ona buna aşık olmak istiyordum. Yarından sonra iyi bir çocuk olmaya karar verdim.
Gidecek bir yeri olmayan ve nereye gitmek istediğini de bilmeyen biri için en iyisi yokuş aşağı gitmekti, yokuş yukarı değil. Gidecek bir yeri olan ve nereye gitmek istediğini bilen biri için ise yokuş yukarı, yokuş aşağı farketmezdi— yokuş yukarı, dik bir yamaç, dağın etekleri— gözünü karartıp gitmeliydi.
Bu pencere, kapısız, pervazsız bir sokağa açılan kapıcık, kuşatılmış bir bahçeye açılan bir kapı değil. Topluma açılan, bir kapı bu, deruna açılan bir kapı değil. Topluma açılan, o da üstten değil, aşağıdan. Yerin dibinden, ayakkabılardan ve ayaklardan, arabaların lastiklerinin altından. En dipten.